Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Devlet Bahçeli’den ‘mutlak butlan’ açıklaması: ‘Yargıtay bir an önce kararını vermeli’

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında

Bahçeli, CHP’ye yönelik ‘Mutlak butlak’ kararına ilişkin Yargıtay’a çağrıda bulunup “Konunun hassasiyetine binaen itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir” dedi. MHP lideri, CHP’ye de “arınma ve durulma” çağrısı yaptı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasında, CHP’nin 38’inci kurultayına yönelik ‘mutlak butlan’ kararı ve sonrasında yaşananlara değinerek başlayan Bahçeli, “Manevi iklimiyle barış, huzur ve kardeşlik zemini olan bayram, CHP açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyede, siyasi kültürümüze ve demokrasimize zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir” dedi.

Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle: 

‘MUTLAK BUTLAN’ İTİRAZI: YARGITAY BİR AN ÖNCE KARAR VERMELİ

“Manevi iklimiyle barış, huzur ve kardeşlik zemini olan bayram; Cumhuriyet Halk Partisi açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültürümüze ve demokrasimize zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir.

Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri, güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır. Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır. Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekânları ve millî kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden, demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır. Türkiye’yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir. Olaylar sokağa taşıp, fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme, güvenlik güçlerine saldırıya, kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasisinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. En başında CHP üzerinden oyun oynamanın tehlikelerinden bahşetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Unutulmamalı ki yaşanan bölgesel gelişmeler ve terörsüz Türkiye sürecinde, ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır.

 

“COĞRAFYAMIZ SİYONİST TEHDİTLE KARŞI KARŞIYA”

Soğuk savaş sonrası liberal dünyanın zaferi olarak telakki edilen Anglo-Amerika ve Avrupa merkezli “tarihin sonu geldi” senaryoları hükmünü yitirmiş, yaşadığımız süreçte adalet, ahlak ve hukukun sonunu getiren emperyalist odaklar adeta en temel insan hakkı olan yaşama hakkının sonunu getirme peşine düşmüştür. Girilen sıcak savaşlar dönemi insanlığın huzur ve güvenliğini tehdit etmekte; geleceğini ise belirsizliğe ve çaresizliğe sürüklemektedir.

Küresel sistemin öngörülemez gidişatının coğrafyamızdaki iz düşümü ise istikrarsızlık, düşmanlık ve çatışma tohumlarının atıldığı Siyonist yayılmacılığın yeni müesses nizam heva ve hevesleridir. 1917 Balfor deklarasyonuyla Filistin topraklarına taşınan sapkın ve saplantılı Siyonist haydutluk, bugün Amerika Birleşik Devletleri himayesindeki İsrail’in yayılmacı politikalarıyla kendisini revize etmek gayreti içindedir. Coğrafyamız müfrit ve marjinal ideolojik sapkınlıklarla yönetilen İsrail’in bölgeyi etnik, dini ve mezhepsel parçalara bölerek Siyonist yayılmacı senaryoları hayata geçirmesi tehdidiyle karşı karşıyadır.

Bölgemizdeki emperyalist oyunları bozmak, coğrafyayı hasretini çektiği düzene, insanlığı özlediği huzura yeniden kavuşturmak adına attığımız “terörsüz Türkiye, terörsüz bölge” adımı Türk ve Türkiye yüzyılının ilk stratejik hamlesi olmanın yanında 21’nci Yüzyılda değişen dünya dinamiklerine karşı yeni güvenlik konseptimizin miladıdır.

“İRAN TRUMP’IN AYARLARINI BOZDU”

ABD’nin İran’da öngördüğü hedeflere ulaşamaması, Başkan Trump’ın dengelerini ve ayarlarını bozmuş görünmektedir.  ABD fena halde bocalamakta, Trump’ın konuşmalarından savaşın kesif tesiriyle muvazeneyi kaybetmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Zira boş tehditler savururken zaaflarını ortaya koymakta, hiddetlenirken de perde gerisinde yıkıcılık ve bölücülük için verdiği desteği ifşa etmektedir. Ne tuhaftır ki; Siyasi hedefleri Netenyahu’nun belirlediği bir savaşı, Amerikan askerlerinin sürdürmesi ve kazanması beklenmektedir. Bu her şeyden önce akla mantığa aykırıdır. Nitekim Amerikan Ordusunun farklı unsurlarından üst düzey komutanlar haklı olarak buna karşı çıkmaktadır. Ancak Trump, bunları dinlemek yerine İtiraz edeni görevden almak yoluna gitmektedir. Trump; her geçen gün ABD halkının desteğini kaybederken, ABD askerleri savaş motivasyonunu yitirmektedir.

ABD’nin inandırıcılığı ve müttefiklerinin ona olan saygıları ve bağlılıkları da her geçen gün zayıflamaktadır. ABD’nin bu kadar kayıpla kalıcı bir kazanım elde etmesi mümkün olmayacaktır. İsrail ise gemi azıya almış olarak ateşkese rağmen, bir yandan Lübnan’a saldırırken diğer yandan Batı Şeria’da terör estirmektedir. Adına yerleşimciler denen işgalcilere, “gidin sivil Filistinlileri evlerinden atın, onları taciz edin, onlara işkence edin” talimatı vermektedir.

Hiçbir suçu olmayan sivil Filistinlilerden her gün yüzlercesi bu saldırılara muhatap olmakta, sindirilmekte, göçe zorlanmakta, hatta acımasızca katledilmektedir. ABD ve İsrail’in akıl ve mantıktan yoksun, hak ve hukuktan bihaber yürüttükleri savaş bölgemizi ateşe atarken, Türkiye’nin barış ve istikrar için yürüttüğü yapıcı rol, tüm dünyanın takdirini kazanmaktadır.

Bölgesinde samimiyetle barış isteyen, komşularında birlik ve bütünlüğü en çok isteyen de yine Türkiye’dir. Doğu Akdeniz’de huzur aranıyorsa Türkiyesiz olmaz. Balkanlarda istikrar, Kafkaslarda düzen Türkiyesiz kurulamaz. Halep’ten Basra’ya kadar sulh isteniyorsa Türkiyesiz yapılamaz. Onun içindir ki; oyalama taktikleri bırakılmalı acilen savaş durmalı, kan ve gözyaşından beslenenlere set çekilmelidir.

“ABD TOPARLANSIN BÖLGEDEN GİTSİN”

Daha fazla bu savaş devam etmemeli, İran halkı ile birlikte ABD ve İsrail halkı da yöneticilerinin sonu belli olmayan felaket senaryolarına mahkûm edilmemeli, ABD bölgeden derhal çekilmelidir.

Trump mademki “İran’da vurmadık bir şey kalmadı” diyor, mademki “İran artık toparlanamaz” diyor, madem “tüm üretim hatlarını, füze rampalarını, askeri tesisleri yok ettim” diyor, o halde savaşı bitirsin, bölge halkı nefes alsın, küresel ekonomi kriz sarmalına girmeden toparlansın, insanlık daha fazla endişe etmesin.

Mademki uluslararası kuruluşlar yetersiz, ABD “NATO’yu görevini yapmamakla suçluyor, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere oturup uluslararası kurumları, küresel sistem ve düzeni, yeniden ve mevcut şartlara uygun olacak şekilde inşa edip daha adaletli hale getirmeyi konuşalım. Ama işe, önce İsrail’in dünya için tehdit ve tehlike üreten barbar rejimini değiştirmekle ve İsrail’in işlediği suçlardan dolayı yargı sürecini nihayete erdirip Netanyahu başta olmak üzere suçluları cezalandırmakla başlayalım. İnsanlığın huzuru, dünyanın adaleti, küresel barışın ihyası için atılacak her adıma Türkiye şüphesiz sonuna kadar destek olacaktır.

Barış ve arabuluculuk için çaba gösteren diğer ülkelerle birlikte ortak bir yol haritası belirlenebilecektir.

Bize göre gelinen bu noktada,

ABD derhal bu savaşı durdurmalı ve bölgedeki varlığını sonlandırıp çekilmelidir. ABD İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermekten vazgeçmeli, siyasi baskı uygulamalıdır. İslam ülkeleriyle Kudüs Paktı oluşturulmalı, ekonomik, siyasi ve askeri yeni bir birlik kurulmalıdır. Doğu Akdeniz’in, Körfez’in ve Kafkasların siyasi ve ekonomik güvenliğini bölge ülkeleri sağlamalı, bölgesel gelişmeler ABD yahut başka bir ülkenin müdahalesine ve insafına terk edilmemelidir. Ukrayna-Rusya savaşı sonlandırılmalı; bunun için Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı gibi yeni aktörler devreye girmelidir. Şüphe yok ki Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir. NATO’nun etkin üyesi aynı zamanda birçok doğu ittifakına üye olan Türkiye, diğer arabulucu ülkelerle birlikte, bölgesel dinamikleri dikkate alan bir politika ortaya koyabilme potansiyeline sahiptir. Türkiye, sözüne güvenilen itibar edilen, kudretli ve kabiliyetli bir ülkedir.

CHP ARINMALI VE DURULMALI

Son dönemlerde bazı belediyeler üzerinden yürütülen soruşturmalar neticesinde ortaya çıkan vahim iddialar, toplumu bir arada tutması gereken ahlaki değerlerin ne denli tahrip olduğunu gözler önüne sermiştir.

Vatandaşlarımızın oylarıyla seçilen ve görevleri beldeye ve belde halkına hizmet etmek olan bazı belediye başkanlarının kamu kaynaklarını istismar, yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşma halleri iki cihanda da kurtuluşu olmayan bir düşkünlük halidir. Bunlar hangi siyasi partiye ait olursa olsun, hem topluma hem de içinde bulunduğu camiaya zarar vermektedir. Türk siyasetini kirleten bu kişiler yaptıkları karşısında koruma görmemeli, siyaseti kirletmelerine müsaade edilmemeli, siyasetten temizlenmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi temiz siyaset, temiz toplum ilkesi doğrultusunda bu konuda her zaman üzerine düşeni yapmış, Partimizi töhmet altında bırakanların kim olursa olsun üzerine giderek gerekli arınmayı tavizsiz sağlamıştır. Sorumluluk mevkiindekilerin yozlaşmanın ve çürümenin baş aktörü olması içine düşülen bataklığı göstermektedir. Bu noktada, CHP her şeyden önce kendi arınmasını yapmalı; toplumun hassasiyetlerini gözeterek arınmalı ve durulmalıdır. Siyaset, mutlaka daha şeffaf, daha tutarlı ve daha sorumlu bir zemine taşınmalıdır. Siyasetin finansmanından siyasi etik ilkelerine kadar siyasi partiler rejimi gözden geçirilmeli Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ruhuna uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye bir hukuk devletidir. Demokratik kurum ve kurallar işlemektedir. Bölgemiz bir ateş çemberinin içerisinde iken Türkiye başta millî güvenliği tahkim etmek üzere bölgenin yeniden huzura ve istikrara kavuşması için uğraş verirken, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir gündem yanılsaması içerisinde patinaj yapmasının kimseye faydası olmayacaktır.

‘SÜREÇ’ VE ‘İTTİFAK’ VURGUSU 

Terörsüz Türkiye ile bu ilkelerimizi gelecek vizyonumuzla bütünleştirmek arzusundayız. Terörü bu topraklardan tamamen çıkarmak, bölgemize istikrar getirmek ve emperyalizmin hedeflerini çöpe atmak çabasındayız. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşma yolunda birçok engeli aştık, mesafe aldık. Milletçe bir oldukça ulaşamayacağımız hiçbir hedef de kalmayacaktır. Nitekim milli birliğimizi güçlendirerek Türk ve Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz. Provokasyonlara aldırmadan Cumhur ittifakı birlikteliğinde Türkiye’yi ekonomik, askeri ve siyasi olarak milletler camiasında en üst sıraya taşıyacağız. Büyük bir inanmışlık ve adanmışlıkla Türkiye’yi süper güç ve lider ülke yapmak için azimle çalışacağız. Tarihimizde korkuyu kovarak, bozgunu bozarak pek çok kirli senaryoyu nasıl yırtıp attıysak, aynı inançla kutlu gayeler için yol almaya devam edeceğiz. Cumhur İttifakı, demokratik düzeni ihya ederken, hukuk devletini güçlendirecek ve herkesin eşit birer vatandaş olduğu gerçeğinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak adımları atacaktır. Türkiye’nin güvenliği, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü her şeyin önünde ve üstündedir. Belirtmek gerekir ki en uzun mesafeler için bir adım, en zorlu mücadeleler için imanla çarpan bir kalp gerekir. Cumhur İttifakı olarak atılan önemli adımlarla birlikte Türk milleti için imanla çarpan bir yürek zenginliği ile hedef ve heyecanlarımızı yaşatmak, milli ülkülerimizi gerçekleştirmek gayesindeyiz. Gayret bizden himaye Allah’tandır. Konuşmamın sonunda, Meclis çalışmalarında tüm arkadaşlarıma başarılar dilerken; ülkemizle birlikte bölgemizde de barış, huzur ve kardeşliğin kök saldığı günlerin gerçekleşmesini temenni ediyor, sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”

Cumhuriyet