
İl başkanlığı seçimi bitti. Sandıklar açıldı. Çağatay Güç kazandı.
Soyadı Güç olunca manşet de hazır!
Ancak siyasette soyadınızın Güç olması başka, örgütünüzün güçlü olması başka.
Asıl mesele de burada başlıyor.
643 DELEGE, 465 KATILIM, 408 OY!
Açıklanan rakamlara göre 643 delegeden 465’i sandığa gitti. Çağatay Güç, tek aday olarak girdiği seçimde 408 oy aldı.
178 delege sandığa gitmedi. Oy kullanan 57 delegenin oyu da Güç’ün hanesine yazılmadı.
Matematik ortada!
408 oy, toplam delegenin yaklaşık yüzde 63’ü.
Yani yarısı değil, yarısından biraz fazlası. Üstelik karşısında başka aday da yok!
Şimdi soralım:
Kendi oluşumunda etkili olduğu delege yapısında bile 235 kişinin oyunu alamayan bir il başkanı, İzmir’in farklı siyasi görüşlerini, kırgınlarını, küskünlerini nasıl aynı masada buluşturacak?
Kendi örgütündeki katılım sorununa nasıl çözüm bulacak?
Kendi delegesini sandığa getirmekte zorlanan bir siyasi yapı, İzmirliyi meydanlara nasıl davet edecek?
Bunlar seçim sonucunu değiştirmeyen ama siyasi açıdan cevap bekleyen sorular.
AZİZ ABİ BİZİM ABİMİZDİR!
İzmir’e 15 yıl Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hizmet etmiş Aziz Kocaoğlu da bu süreçte yeniden gündeme geldi.
Çağatay Güç’ün, “Aziz Abi bizim abimizdir” yaklaşımı güzel.
Peki, Aziz Kocaoğlu neden kurultay delegesi listesinde yok?
Madem abiniz, neden listede yer almıyor?
Bu bir siyasi tercih mi, örgütsel denge hesabı mı, yoksa başka bir gerekçesi mi var?
Bilmiyoruz.
Ancak açıklanması gereken bir konu olduğu ortada.
Siyasette büyüklere saygı göstermek elbette önemlidir. Fakat mikrofon başındaki güzel sözlerle liste hazırlanırken yapılan tercihler arasındaki uyum da sorgulanır.
Aziz Kocaoğlu’na kürsüde yer var da listede neden yok?
SAYIN BAŞKAN, BİR PROMPTER ALIN ARTIK!
Çağatay Güç’e küçük bir teknoloji önerim olacak.
Sayın Başkan, yıl 2026!
Konuşmalarınızda sürekli önünüzdeki kâğıtlara bakmak yerine bir prompter kullanmayı düşündünüz mü?
Hiç olmazsa başınızı kaldırır, salondakilerin gözlerinin içine bakarsınız.
Zaman zaman 23 Nisan töreninde şiir okuyan öğrencileri hatırlatan bir görüntü ortaya çıkıyor.
Gerçi çocukların hakkını yemeyelim. Onlar çoğu zaman şiirlerini ezbere okuyor!
Elbette siyasetçi not kullanabilir. Önemli olan konuşmanın kâğıttan okunması değil, salondaki insanlarla nasıl bir bağ kurulabildiği.
Prompter bu konuda işe yarayabilir.
Yalnız küçük bir ayrıntı var:
Prompter metni göz hizasına taşır, siyasi heyecanı değil!
CEMİL TUGAY’IN MİTİNGİ, ÖRGÜTÜN SINAVI!
Gelelim meydanlara.
Cemil Tugay’ın mitingindeki katılıma yönelik eleştiriler de ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor.
Bir mitingin başarısı yalnızca katılımcı sayısıyla ölçülemez. Ancak beklentilerle gerçekleşen katılım arasında fark varsa bunun nedenleri sorulmalı.
Örgüt yeterince çalıştı mı?
İlçe teşkilatları beklenen desteği verdi mi?
Parti içindeki tartışmalar saha çalışmalarını etkiledi mi?
Bu soruların cevapları, siyasi organizasyonların gerçek gücünü anlamak açısından önemli.
Çünkü İzmirli artık sadece miting meydanlarına bakmıyor.
Trafiğe bakıyor.
Körfez’e bakıyor.
Altyapıya, ulaşıma, su sorununa bakıyor.
Siyasetçiler kendi aralarında kimin daha güçlü olduğunu tartışırken vatandaş günlük hayatındaki sorunların çözülmesini bekliyor.
Sosyal medyada binlerce beğeni almak güzel.
Ancak sandıkta beğen tuşu yok!
KENDİ DELEGENİ BİRLEŞTİRMEDEN İZMİR’İ NASIL BİRLEŞTİRECEKSİN?
Asıl soru bu!
Çağatay Güç, tek aday olduğu seçimde 408 oyla il başkanlığına seçildi.
Bu sonuç, seçilmesi için yeterliydi.
Ancak 643 delegenin 235’inin kendisine oy vermemiş olması, katılım ve örgütsel temsil açısından değerlendirilmesi gereken bir tablo.
Üstelik seçimde rakip aday bulunmaması, bu soruları daha da dikkat çekici hâle getiriyor.
Sayın Başkan!
Kendi delege yapınızda ortaya çıkan bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?
Sandığa gitmeyen 178 delegenin gerekçelerini araştıracak mısınız?
Oy kullandığı hâlde size oy vermeyen 57 delegenin mesajını anlamaya çalışacak mısınız?
Aziz Kocaoğlu’nun kurultay delegesi listesinde yer almamasının gerekçesini açıklayacak mısınız?
İzmir’deki örgütlenmeyi yalnızca mevcut yöneticilerle mi sürdüreceksiniz, yoksa farklı düşünenleri de sürece katacak mısınız?
Bunlar kişisel değil, siyasetin doğasında bulunan sorular.
Çünkü il başkanlığı sadece seçim kazanmakla bitmiyor.
Seçimden sonra asıl sınav başlıyor.
KOLTUK KAZANILDI, PEKİ GÜVEN?
Çağatay Güç artık il başkanı.
Sandıktan çıkan sonuç belli.
Ancak geride cevabını bekleyen sorular da var.
178 delege neden sandığa gitmedi?
57 oy neden kendisine yazılmadı?
Aziz Kocaoğlu neden kurultay delegesi listesinde yer almadı?
Örgüt içindeki farklı görüşler nasıl temsil edilecek?
İzmir’in sorunlarına yönelik nasıl bir siyasi çalışma ortaya konulacak?
Bütün bunlar açıklığa kavuşmadan yalnızca zafer konuşmaları yapmak, tartışmaları sona erdirmeye yetmeyebilir.
Siyasette koltuğa oturmak bir sonuçtur.
O koltuktan kalktığınızda geride ne bıraktığınız ise başka bir mesele.
Çağatay Güç seçimi kazandı.
Örgütün bu seçimden ne kazandığı ise hâlâ tartışılıyor.
Son sözümüz de soyadından gelsin:
İzmir’de mesele Güç’ü kazanmak değil…
GÜVEN KAZANMAK!
Cem Tağluk

