Benim adım Melih ve şimdi tam şu anda çöldeyim. Issız kumlar bana arkadaşlık ediyor. Güneş tepede tüm vücudumu yakıyor. Sonsuzluğun içinde yol alıyormuşum gibi bir his var içimde. Kumdan dağlar önümde uzanıyor. Çölün hiç bu kadar ihtişamlı olabileceğini tahmin etmezdim. Türkiye’den bu ıssız kum yığınına düştüm. Bu benim hayalimdi yani çölde bir gün geçirmek. Tur rehberlerine bunu anlattım ve onlar da -tabi ki parayı basınca- seve seve yardım ettiler bana. O kadar heyecanlı ki! Acaba gecesi nasıl olacak? Düşündükçe içim ürperiyor heyecandan. Ürpermem de iyi geldi bu sıcakta.
– Rehber bey ben biraz yoruldum. Dinlensek olur mu?
– Şuradaki tapınağı görüyor musunuz? 10-15 dakika yürüme mesafemiz kaldı. Oraya gidince dinleneceğiz.
– Peki, nasıl isterseniz. Kaptan sizsiniz rehber bey.
Böylece tapınağa ulaştık. Tapınağın görüntüsü muhteşemdi. Üçgen şeklinde minareleri vardı. Pencereleri de elips şeklindeydi. Hiç böyle bir mimarisi olan tapınak görmemiştim. Anında fotoğraf makineme davrandım. Ama işin ilginç tarafı şu oldu; burası fotoğraf makinesinden bakılınca görünmüyordu. Makineyi iki kere kontrol ettim, lensinde mi sorun var diye. Yoktu, hiçbir sorun yoktu. O zaman bir resmini çekmeye çalışayım dedim ve sadece kum yığınının fotoğrafı çıktı. Tapınağı bir türlü çekemiyordum.
– Şimdi anladın mı? , dedi rehber bey.
– Hiçbir şey anlamadım.
– Bu tapınak sadece özel insanlara görünür. Şayet siz ‘Şu tapınağı görüyor musunuz dediğimde , hayır deseydiniz buraya hiç gelmeyecektik. Ama siz tapınağı görebildiniz. Bu yüzden buradayız.
– İyi ama ben neden seçildim? Yoksa serap mı görüyorum?
– Serap falan değil. Şimdi bir dönemeçtesiniz. Buradaki tapınaktan tek bir şey alıp çıkma hakkınız var. Sadece tek bir şeyi yanınızda götürebilirsiniz. Gelin, içeri girin. Her şey size özel tasarlandı, göreceksiniz.
Gerçekten de her şey Melih’e özel tasarlanmıştı. Onun için tüm hayatını önüne sermişlerdi; ilk aşkı, annesi, babası, ilk arkadaşı, ilk dostu, ilk sevgilisi, ilk öğretmeni, ilk evlerinin maketi, ilk günlüğü… ilk olan her şey buradaydı sanki. Hayatında önem verdiği her şey bu tapınağın içindeydi. Şimdi birini seçmesi gerekiyordu. Sadece birini yanına alabilirdi. İyi de bunların içinden seçim yapmak mümkün değildi.
– Bunlardan hangisini seçeceğimi bilemiyorum. Hepsi benim için çok değerli. Ama bütün bu insanlar ve şeyler arasından açık ara farkla birinci olan ama benimburada göremediğim tek bir şey var; o da kendim. Kendimi seçiyorum.
Bir anda gökyüzüne doğru yükselen kubbe açıldı ve yukarıdan aşağıya altınlar yağmaya başladı.
– Bu altınlar senindir. Çünkü sen altından daha değerli olan bir şeyi seçtin. Yani kendini. Bu yüzden bu altınları al ve yeni hayatında kullan. Çünkü tek ihtiyacın olan sensin.
Şimdi Melih bambaşka bir hayata adım atmıştı. Kendini bildiği ve bulduğu sürece Melih’in başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayacaktı. Dengeli ve huzurlu bir hayatının olması ve kendini bilmesi yeterliydi. Hayatın mucizelerini ne zaman göstereceği bilinmez. Her yarışı kazanabilirsiniz. Tabi ki yarışmayı seçmezseniz bir şey kazanmak zorunda da olmazsınız. Ne olursa olsun önce ben demelisiniz. Bu hayatta sizi terk etmeyecek tek kişi var. Hayır! Anneniz değil. Kim o dersiniz? Bence cevabı buldunuz!
Yollar kendine çıksın
Gözlerinden umur aksın
Hayat çok kısa ama
Anda kalırsan kazanacaksın

YORUMLAR