Türkiye müzik tarihinin en önemli klavyecilerinden, Kurtalan Ekspres’in unutulmaz üyelerinden Ömür Gidel yaşamını yitirdi.
Vefat haberini, Gidel’le yıllarca aynı sahneyi paylaşan Kurtalan Ekspres’in bas gitaristi Ahmet Güvenç duyurdu. Böylece Türkiye’nin Anadolu rock tarihinde özel bir yeri bulunan Kurtalan Ekspres’in klasik döneminin önemli isimlerinden biri daha hayata veda etti.
Gidel’in adı, müzikseverlerin hafızasında öncelikle Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’le birlikte anılsa da onun müzik serüveni tek bir grupla sınırlı değildi. Klavyedeki teknik hakimiyeti, elektronik enstrümanlara ilgisi, caz konusundaki birikimi ve eğitimci kimliğiyle İzmir’in müzik hayatında da uzun yıllar belirleyici bir rol üstlendi.
Kurtalan Ekspres’e katıldığı yıllar
Barış Manço’nun 1972’de kurduğu Kurtalan Ekspres, Türk rock tarihinin en uzun soluklu topluluklarından biri oldu. Grup, farklı dönemlerde çok sayıda önemli müzisyenle çalıştı; ancak 1970’lerin ikinci yarısından itibaren oluşan kadro, Anadolu rock’ın klasik döneminin en karakteristik topluluklarından birini ortaya çıkardı.
Ömür Gidel de bu dönemde grubun kadrosuna katıldı.
Kaynaklarda Gidel’in 1978’den itibaren Bahadır Akkuzu ile birlikte Kurtalan Ekspres’in kadrosunda yer aldığı belirtiliyor.
Gidel’in gruba katılması, yalnızca kadroya yeni bir müzisyen eklenmesi anlamına gelmiyordu. O yıllarda Türkiye’de elektronik klavyelerin ve synthesizer’ların kullanım alanı henüz bugünkü kadar geniş değildi. Gidel, dönemin yeni teknolojilerini sahne müziğine taşıyan ve bu enstrümanların olanaklarını araştıran müzisyenler arasında öne çıktı.
İki klavyeli Kurtalan Ekspres
Ömür Gidel’in Kurtalan Ekspres yıllarının en dikkat çekici özelliklerinden biri, Kılıç Danışman’la birlikte oluşturduğu çift klavyeli yapıydı.
Müzik tarihine ilişkin kaynaklarda, Gidel ile Danışman’ın 1978’de Türkiye’de ilk kez çift klavyeli bir sahne düzeni oluşturduğu ve bunun dönemin Türk pop ve rock müziği açısından yenilikçi bir adım olduğu aktarılıyor.
Bu düzen, Kurtalan Ekspres’in ses dünyasının da genişlemesini sağladı.
Gidel ve Danışman’ın kullandığı enstrümanlar arasında Korg synthesizer, Solina String Synthesizer, Hammond org, Roland SH-3A, EMS Sequencer, Moog Sonic Six, Minimoog, ARP Omni 2 ve Fender Rhodes Piano gibi dönemin ileri teknoloji sayılabilecek klavyeleri bulunuyordu.
Bu nedenle Gidel’in klavye anlayışını yalnızca piyano veya org icrası üzerinden değerlendirmek eksik kalır. O, synthesizer’ın henüz Türkiye’de yeni yeni tanındığı bir dönemde elektronik sesleri Anadolu rock’ın içine yerleştiren müzisyenlerden biriydi.
Dönemin dünya müziğinde Pink Floyd, Tangerine Dream ve Kraftwerk gibi toplulukların elektronik ses dünyası büyük bir dönüşüm yaratırken, Kurtalan Ekspres de kendi sahnesinde bu gelişmelerin Türkiye’deki karşılıklarından birini oluşturuyordu.

Barış Manço döneminin önemli isimlerinden
Ömür Gidel’in Kurtalan Ekspres yılları, Barış Manço’nun müzikal kariyerinin en üretken ve yenilikçi dönemlerinden birine denk geldi.
Manço’nun şarkılarında Anadolu’nun geleneksel ezgileri, rock müziğin enerjisi ve Batı müziğinin armonik olanakları bir araya gelirken, Kurtalan Ekspres bu müzikal dünyanın sahnedeki en önemli taşıyıcısıydı.
Grup, yalnızca plak ve konserlerde değil, Barış Manço’nun televizyon programlarında da sanatçıya eşlik etti. Kurtalan Ekspres, Manço’nun sunduğu “Adam Olacak Çocuk” ve “4×21 Doludizgin” gibi programlarda da izleyicilerin karşısına çıktı.
Gidel’in klavyeleri, bu dönemin düzenlemelerinde orkestranın ses paletini genişleten temel unsurlardan biri oldu.
1979 tarihli “Yeni Bir Gün”, 1981 tarihli “Sözüm Meclisten Dışarı” ve 1983 tarihli “Estağfurullah… Ne Haddimize!” gibi Barış Manço-Kurtalan Ekspres çalışmalarında bu dönemin müzikal karakteri belirgin biçimde görülüyor.
Gidel’in Kurtalan Ekspres’teki dönemi 1980’lerin ilk yarısında sona erdi. Grup tarihine ilişkin kaynaklarda Gidel’in 1985’e kadar klavye kadrosunda yer aldığı belirtiliyor.
Ancak Kurtalan Ekspres’ten ayrılması, müzik yaşamının sona ermesi anlamına gelmedi. Tam tersine, Gidel bundan sonraki yıllarda başka bir müzikal dünyanın içine daha derinden girdi.
Anadolu rock’tan caza uzanan yol
Ömür Gidel’i farklı kılan en önemli özelliklerden biri, müzikal dünyasının yalnızca rock ile sınırlı olmamasıydı.
İzmir’de caz müziğinin gelişmesinde de önemli rol oynayan Gidel, Raci Pişmişoğlu başta olmak üzere birçok müzisyenle çalışmalar yürüttü.
Pişmişoğlu, yıllar sonra verdiği bir röportajda Gidel’le tanışmasını kendi müzik hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olarak anlatacaktı. İkilinin aylar boyunca düzenli provalar yaptığını, caz standartları üzerinde çalıştıklarını ve dönemin caz kayıtlarını birlikte incelediklerini belirten Pişmişoğlu, Gidel’in müzisyen yetiştiren yönüne de dikkat çekti.
Bu çalışmaların devamında İzmir Caz Beşlisi ortaya çıktı. Kaynaklarda grubun 1983 yılında Raci Pişmişoğlu, Ömür Gidel ve Ersun Çavuşoğlu tarafından kurulduğu aktarılıyor.
Gidel böylece Türkiye’nin popüler müzik tarihinde elektronik klavyenin öncülerinden biri olarak edindiği deneyimi, caz armonisi ve doğaçlama kültürüyle birleştirdi.
Yamaha müzik okulları ve eğitimci kimliği
Gidel’in müzik hayatındaki bir başka önemli başlık ise eğitimcilikti.
Raci Pişmişoğlu’nun aktardığına göre Gidel, İzmir’de Yamaha Müzik Okulları’nın kuruluş sürecinde yer aldı ve Yamaha Band ile Yamaha Junior Band gibi toplulukların kurulmasına öncülük etti. Bu ekiplerle İstanbul ve Ankara’da da konserler gerçekleştirildi.
Gidel’in eğitimci kimliği, sonraki kuşaklarda da iz bıraktı.
İzmir’de yetişen çok sayıda müzisyen, Gidel’i caz armonisi, ensemble çalışması ve müzikal disiplin açısından kendilerine yol gösteren isimlerden biri olarak andı. Genç müzisyenlerin anlatılarında onun yalnızca sahnede çalan bir usta değil, bildiklerini aktaran bir öğretmen olarak da öne çıktığı görülüyor.
Bu yönüyle Gidel’in etkisi, kendi döneminin kayıtlarıyla sınırlı kalmadı. Onun öğrencileri ve birlikte çalıştığı müzisyenler, Türkiye’nin caz ve modern müzik sahnesinde yollarına devam etti.
Elektronik klavyeyi bir ifade biçimine dönüştürdü
Ömür Gidel’in müzik tarihindeki yerini değerlendirirken synthesizer kullanımının ayrıca altını çizmek gerekiyor.
Bugün sahnelerde sıradanlaşan elektronik klavyeler, 1970’lerin Türkiye’sinde hem pahalı hem de erişilmesi zor enstrümanlardı. Gidel ise bu teknolojinin olanaklarını yakından takip eden müzisyenlerdendi.
Müzik araştırmalarında Gidel, Murat Ses ve Kılıç Danışman gibi isimlerle birlikte 1970’lerde Türkiye’de progresif ve elektronik müziğin olanaklarını araştıran klavyeciler arasında gösteriliyor. Bir akademik çalışmada Gidel’in, Barış Manço’yu synthesizer’ı Türkiye’ye getiren isim olarak değerlendirdiği de aktarılıyor.
Bu nedenle onun klavye anlayışı, yalnızca bir eşlikçilik anlayışı değildi. Klavyeyi orkestranın arkasında duran bir enstrüman olmaktan çıkarıp müziğin karakterini belirleyen unsurlardan biri haline getiren bir anlayıştı.
Kurtalan Ekspres’in 1970’lerin sonundaki ses dünyasında duyulan geniş pad’ler, synthesizer efektleri ve elektronik dokular, Türkiye’de rock müziğin gelecekte alacağı biçim açısından da önemli bir döneme işaret ediyordu.
Müzisyenlikten yazarlığa
Ömür Gidel’in üretimi yalnızca müzik yapmakla da sınırlı kalmadı.
İzmir’in kültür ve sanat hayatının içinde yer alan Gidel, müzik yazıları da kaleme aldı. Ege Life dergisinin yayın hayatının ilk dönemlerinde müzik yazarlığı yaptığı ve müzik üzerine yazılarıyla genç müzik yazarlarına da yol gösterdiği aktarılıyor.
Onu tanıyanlar açısından bu durum şaşırtıcı değildi. Çünkü Gidel, müziği yalnızca icra edilen bir sanat olarak değil; üzerinde düşünülen, araştırılan ve öğretilen bir alan olarak görüyordu.
Son döneminde de müzikten kopmadı
Ömür Gidel’in son dönemine bakıldığında, aktif müzik yaşamının farklı biçimlerde devam ettiği görülüyor.
Kurtalan Ekspres yıllarının ardından caz ve eğitim çalışmalarına ağırlık veren Gidel, İzmir’de müzik çevresinin önemli isimlerinden biri olmayı sürdürdü.
2010’lu yıllarda da adı genç caz müzisyenlerinin eğitim süreçlerinde ve İzmir’deki müzik çalışmalarında karşımıza çıktı. Daha genç kuşaktan müzisyenler onunla çalışarak caz armonisi ve ensemble konusunda kendisinden eğitim aldıklarını anlattı.
Bu durum, Gidel’in kariyerinin son dönemini yalnızca geçmişteki Kurtalan Ekspres günlerinin hatırası olarak geçirmediğini gösteriyordu. O, yıllar boyunca yeni kuşaklara aktardığı bilgiyle müziğin içinde kalmayı sürdürdü.
Bir zamanlar Barış Manço’nun yanında synthesizer’ıyla Türkiye’nin dört bir yanında sahne alan genç klavyeci, yıllar sonra başka genç müzisyenlerin başında duran bir hoca ve usta olarak müzik hayatındaki yerini korudu.
Bir dönemin sesi eksildi
Ömür Gidel’in ölümü, yalnızca bir müzisyenin kaybı değil, Türkiye’nin 1970’ler ve 1980’lerdeki müzik serüvenine tanıklık etmiş bir kuşağın önemli temsilcilerinden birinin aramızdan ayrılması anlamına geliyor.
Onun hikâyesinde Türkiye’de rock müziğin dönüşümü, synthesizer’ın müziğe girişi, Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’in yükselişi, televizyonun müzik üzerindeki etkisi, İzmir’de caz kültürünün gelişimi ve usta-çırak ilişkisi aynı çizgide buluşuyor.
Gidel, Kurtalan Ekspres’te yalnızca klavye çalan bir müzisyen değildi. Türkiye’de elektronik klavyenin sınırlarını genişleten, cazı ve rock’ı aynı müzikal dünyada düşünebilen, genç müzisyenlere bildiklerini aktaran bir ustaydı.
Barış Manço’nun şarkılarında duyulan o dönemin elektronik seslerinde, Kurtalan Ekspres’in sahnedeki güçlü atmosferinde ve İzmir’in caz çevresinde bıraktığı izde onun payı bulunuyor.
Bugün Ahmet Güvenç’in duyurusuyla gelen ölüm haberi, Türkiye müzik tarihinin bir sayfasını daha kapatıyor.
Ancak Ömür Gidel’in sesi, geride bıraktığı kayıtlar, yetiştirdiği müzisyenler ve 1970’lerin Türkiye’sinde klavyeden çıkardığı o yenilikçi seslerle yaşamaya devam edecek.
Kurtalan Ekspres’in klavyesinden yükselen ses artık susmuş olabilir; fakat o sesin Türkiye müzik tarihindeki yankısı uzun yıllar daha duyulacak.
