Nisan ayını ardımızda bırakırken, Hak arayan Maden emekçilerinin Ankara’da oturma eylemi de sona erdi. Emeğin Bayramı 1 Mayıs, kitlesel olarak eski coşkularından uzak ama son yılların olmazsa olmazı, çöp, biber gazı, darp yüzlerce gözaltıya rağmen kutlandı. 3 Mayıs’ta Dünya Basın Özgürlüğünü kutladık. Takvime göre bir gezinti yaparsak ortaya çıkan tablo hiçte iç açıcı değil, aksine kazanımlar da olsa düşündürücü dönemlerden geçiyoruz, ülke ve toplum olarak.
Maden işçilerinin Ankara’ya yürümesi, tüm engelleme, darp, gözaltılara rağmen, günlerce soğuk havada yarı çıplak oturma eylemi yapmasını sadece “maaş, para, tazminat” olarak değerlendirmek verilen emek mücadelesini küçümsemek “bitti gitti” diye yok saymaktır. Oysa, bitip giden bir şey yok. Bugün Maden işçileri, yarın tekstil, bir başka gün tarım işçileri yürüyecek. Daha açık bir deyimle memur işçi her sektörde, sistemin “yol verdiği” patronlarca yok sayılan emekçilerin meydana inmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, Maden emekçileri günlerce yürüyor, geri adım atmıyorsa, bu eylemi, görünmez hale getirilen milyonlarca emekçinin “Biz buradayız” çığlığı olarak değerlendirmek gerek. Özellikle son yüzyılda, her şeyi üreten insanın, giderek en değersize
dönüştürülmesi gibi bir yanılgı sosyal patlamaların ayak sesleridir. Yüzyıllardır, dünyanın dört bir yanında emeğinin hakkını isteyen, mücadele eden canını vererek bedel ödeyenlerin varlığı ve mücadele tarihi unutulmamalı.
O nedenle, iktidarı muhalefeti, beyaz yakalısı, emeklisi ve tabii ki “Aman bana ne” diyerek işçileri sadece ücret isteyen insanlar olarak görenler şunu bilmeli; Ağır koşullar altında çalışan, emeği sömürülen, sosyal, ekonomik, sağlık hakları verilmeyen, çoğu işkolunda, hastalık iş kazası nedeniyle ölümle burun buruna yaşayanları, en kolay gözden çıkarılan kesimler olarak gören her sistem, emeği tüketmeye, kendisini ayakta tutan omurgasını aşındırmaya başlar.
Yıllardır, hafta sonu tatili, Sekiz saat çalışma düzenini doğal hak olarak kabul edenler, mesai ücreti, yıllık izin, iş güvenliği, sendika hakkını yaşamın olağan getirisi olarak görüp bundan yararlananlar, bunların hiçbirinin sistemlerin, sistemi yaşatan patronların gökten zembille indirildiğini sanıyorsa yanılıyor. Bunlar bir lütuf değil. Bu haklar; çeşitli dönemlerde cop yiyen, işten atılan, hapse giren, hatta öldürülen işçilerin mücadelesiyle kazanıldı. Dünyanın her yerinde insanlar günde on altı saate kadar çalıştı, Çocuklar maden ocaklarında öldü. İşçiler makine parçası olarak kabul edildi. Eğer, yetmez ama insan olma onuruna yakın çalışma düzeni varsa, bunu sağlayan sermayeyi elinde tutan patronların merhameti değil, örgütü emek gücünün kazanı mıdır…
1 Mayıs emeğin Bayramı ise, CHP ‘den SP’ye soldan sağa tüm muhalif partilerin ziyaret edip destek verdiği maden emekçilerinin eylemine sessiz kalan DİSK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ gibi işçi örgütleri ile iktidarın atadığı kayyum Gürsel Tekin’in arkasında yürüyen TSİP’in eski 1 Mayısları aratan mitinglerde kutlandı. 1 Mayıs kutlamasının yasaklandığı Taksim’e çıkmak isteyen emek dostları da, darp, gaz, kalkan darbeleri ile engellendi yaklaşık 400 kişi gözaltına alındı.
Ve, beş gün önce 3 Mayıs’ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlandı. Medyanın büyük bölümünün iktidarın denetiminde olduğu, muhalif gazeteci olarak etiketlenen meslegini gazetecilik ilkelerine uygun yapan çok sayıda gazeteci cezaevinde.
Bu dönemde medya dünyasında dikkati çeken ise iktidar yanlısı medyasında ki kavga. İktidar savunucusu gazeteciler ekranlarda bu kavgayı açık açık itiraf etmekten de çekinmiyor. “Arada bir yalan söylenir” diyen de var, “Erdoğan ne ısmarlarsa onu yazıyorlar” diyerek “Ismarlama haber” yazdıklarını söyleyenler de.
Bu kavgayı, Erdoğan sonrası AKP’yi şekillendirmek, ona göre mevzi almak olarak okumakta mümkün. Böyle bir ortam da, İktidarın bu gerçekleri ve kendi gundemini gizlemek için İBB davası, CHP Butlan davası gibi yargıya havale edilmiş konularda tüm düğmelere basıyor. Ve, bizler Dünya Basın Özgürlüğünü kutluyoruz, kutlu olsun…
Tam Mayıs geldi, bahar geldi dediğimiz günlerde, havalarında siyasi hava gibi soğuk olması aylardan Mayıs havalardan Mart dedirtiyor. İzleyici olmak mı baharlar gelsin demek mi? Herkes bir kez daha düşünmeli, toplum için ülkemiz için…

YORUMLAR