Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yusuf Özbakır
Yusuf Özbakır

Bir Şey Olmaz Demiştik

İnsanın kafası doluyken uyku tutmaz. Benim de tutmuyor.

Çocukken kötülük kavramını çizgi filmlerden, haberlerden öğrenirdim. O yüzden sınıfımdaki arkadaşlarımın hiçbiri bana “kötü” gibi gelmezdi. Hepimiz aynıydık; oyun oynayan, gülen, koşan çocuklardık.

İlkokul üçüncü sınıfta, iki arkadaşımla okul çıkışlarında birlikte vakit geçirmeye başlamıştık. Bir gün, elimizde torpillerle gezerken camı açık, eski bir araba gördük. Ertesi gün aynı yoldan geçtik. Bu sefer torpillerimiz hâlâ cebimizdeydi.

O yaşta yaptığımız şeyin bir başkasına zarar verebileceğini düşünmedik. Araba eskiydi, lastiği inikti, günlerdir camı açıktı. Kendi kendimize “Bir şey olmaz” dedik.

Ama oldu.

Arabanın kapısının da açık olduğunu fark ettim. İçeriden birkaç süs eşyası aldık. Tam o sırada bakkal bizi fark etti. O an “tonton bakkal amca” gitti, yerine karşısında titrediğimiz bir otorite geldi.

Bizi okula götürdü. Müdürün karşısına çıktık. Sessizlik, gerginlik, korku…
Dayak yiyeceğimizi düşündüm.

Ama olmadı.

Öğretmenimiz geldi. Yüzü utançtan kızarmıştı. Bize bağırmadı, vurmadı. Sadece yaptığımızın neden yanlış olduğunu anlattı.
“Bu seferlik ailenize söylemeyeceğim” dedi, “onları da üzmeyin.”

İşte o gün anladım.

Kötülük, filmlerdeki gibi büyük ve uzak bir şey değildi. Bazen eğlenmek için yaptığın küçük bir şey bile başkasını üzebiliyordu. Ve en ağır duygu korku değil, utançtı. Öğretmenimi hayal kırıklığına uğratmıştım.

O gün eve kadar ağladım.

Bugün ise başka şeyler görüyorum.

Bir çocuk okul basıyor.
Başlık hazır: “Oyun oynuyormuş.”

Ben de oynadım o oyunları. Kimseyi vurmadım.

“Şu uygulamayı kullanıyormuş.”
Ben de kullanıyorum. Hiç silahım olsun istemedim.

“Psikolojisi bozukmuş.”
Peki o psikolojiyi kim bozdu?

Kimse bunu sormuyor.

Okullarda güvenliği artırmak çözüm mü gerçekten?
Yoksa sorun, o çocuğun o noktaya gelene kadar kimsenin fark etmemesi mi?

Aileler hiç mi kendine bakmayacak?
Hiç mi “Biz nerede hata yaptık?” demeyecek?

Toplum olarak geldiğimiz nokta ortada. Bir çocuğun cenazesinin peşinden koşan bir kalabalığa dönüştük. Bu manzara bize bir şey anlatmıyorsa, zaten hiçbir şey anlatmaz.

Hani “Türk önde, Türk ileri!” İdi?
Evet, ileri gittik. Hem de fazla ileriye.

Benim uykumu kaçıran şey işte bu.

Sorgulamak.

Çünkü etraf sorgulamayan insanlarla dolu. Onlar rahat. Hatta o kadar rahatlar ki, ayakta bile uyuyabiliyorlar.

Ben ise uyuyamıyorum. Çünkü görüyorum. Çünkü soruyorum. Çünkü susamıyorum.

Belki de asıl mesele bu.

Uyuyabilmek mi, yoksa uyanık kalabilmek mi?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER