Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ipek Nezir
Ipek Nezir

 Sessizce Büyüyen Toplumsal Felaket

Bir toplumun geleceği yalnızca okullarda, fabrikalarda ya da meclis salonlarında şekillenmez. Bazen o gelecek, bir sokak köşesinde, karanlık bir ara sokakta, sinsice dolaşan bir zehrin elinde yavaş yavaş yok olur. İşte uyuşturucu tam da böyle bir tehdittir. Bu nedenle hiçbirimiz, “Bu sorun beni ilgilendirmez.” diyerek kendimizi güvenli bir limanda sanmamalıyız.

Uyuşturucu bağımlılığı yalnızca o batağa sürüklenen bir gencin ya da ardından gözyaşı döken annesinin, babasının veya kardeşinin yaşadığı kişisel bir dram değildir. Bu, doğrudan doğruya toplumsal bir çürüme krizidir. Komşunun evindeki yangını görmezden geldiğimiz sürece, o alevlerin bir gün kendi çatımıza sıçramayacağını kimse garanti edemez.

Toplumun temel taşı olan aileler bugün bu büyük tehditle çoğu zaman tek başına mücadele etmek zorunda kalıyor. Evlerin içinde yaşanan dramlar dışarıdan görünenin çok ötesinde derin yaralar açıyor. Bir ablanın, kardeşinin gözlerindeki yaşam sevincinin günbegün söndüğünü izlemesi, bir annenin her gece “Acaba bugün başına ne geldi?” korkusuyla yaşaması tarif edilemeyecek kadar ağır bir yüktür.

Daha acısı ise ailelerin çoğu zaman çaresizlik içinde kalmasıdır. Çalacak kapı, tutunacak bir el arayan anne babaların feryadı, çoğu zaman toplumun gürültüsü arasında kaybolup gidiyor. Oysa bağımlı hale gelen her genç, yalnızca kendi hayatını değil, toplumun geleceğini de karartan bir kayıptır.

Diğer taraftan uyuşturucu satıcıları artık mahalle aralarına kadar girmiş durumda. Çocuklarımızın en savunmasız anlarını kollayan bu organize suç ağları karşısında yalnızca bireysel mücadele yeterli olamaz. Devletin bütün kurumlarıyla bu savaşın merkezinde yer alması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Elbette güvenlik güçlerinin operasyonları büyük önem taşıyor. Ancak mesele sadece sokak satıcılarını yakalamaktan ibaret değildir. Bu karanlık düzeni finanse eden, yöneten ve ayakta tutan suç örgütlerinin tamamı hedef alınmadıkça kalıcı başarı sağlanamaz. Bunun yanında adalet sisteminin caydırıcı olması, rehabilitasyon merkezlerinin güçlendirilmesi ve bağımlılıkla mücadele eden ailelerin yalnız bırakılmaması da en az güvenlik tedbirleri kadar önemlidir.

Ancak bütün sorumluluğu devlete yüklemek de doğru olmaz. Çuvaldızı biraz da kendimize batırmak zorundayız. “Benim çocuğum yapmaz.” ya da “Benim kardeşim böyle şeylere bulaşmaz.” anlayışı artık büyük bir yanılgıdır. Değişen davranışlar, arkadaş çevresi, ani öfke patlamaları, içine kapanma ya da okul başarısındaki keskin düşüş gibi işaretleri görmezden gelmek, tehlikeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Çocuklarımızla aramıza duvarlar örmek yerine güven inşa etmeliyiz. Onları yargılamak yerine dinlemeli, korkutmak yerine bilinçlendirmeli, yalnız bırakmak yerine yanlarında olduğumuzu hissettirmeliyiz. Çünkü cehalet, uyuşturucunun en güçlü müttefikidir.

Bugün artık tek bir gencimizi bile bu bataklığa teslim edecek lüksümüz yok. Bu mücadelede ne devlet tek başına yeterlidir ne de aileler. Eğitim kurumlarından yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından medyaya kadar herkes aynı sorumluluğu taşımalıdır.

Uyuşturucuya karşı verilecek mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değil, bir vicdan meselesidir. Geleceğimizi korumak istiyorsak, bugünden başlayarak hep birlikte bu zehre karşı sağlam bir duvar örmek zorundayız. Çünkü kurtarılacak her genç, aslında kurtarılmış bir gelecektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER