Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Tuna Büyükşahin
Tuna Büyükşahin

KILIÇDAROĞLU KİMİ TEMSİL EDİYOR?

Bir soruya cevap arayalım mı?

On yıllardır iktidarları yaşatmak için topluma enjekte edilen, bugün de  dalga dalga toplumun beynine kazanmak istenen Devlet aklı nedir?

Gerçekten, devletin aklı mı olur organları mı? Hükümet, yargı, bürokrasi, meclis, ordu, polis, hapishaneler, din, basın, okullar, üniversiteler, moda, sinema, futbol, moda vs.vs. işte, bu organları kullanan, ekonomik gücü elinde tutan ülke nüfusunun yüzde birini oluşturan  bir patronlar sınıfı bu organları  kullanarak toplumun yüzde doksan dokuzunu yönetir.
Devlet aklı diye enjekte edilen ve gerçekten bir akıldan söz ediliyorsa bilmek gerekir ki, o akıl bu yüzde birin ortak aklıdır. Bu ortak akıl siyasi partileri de düşman yada dost olarak ayırır, iktidara taşır ya da yok etmek, etkisiz eleman olarak, “demokrasi çok partili yaşam” etiketiyle toplumun önüne bırakır. Kurucu parti CHP devlet, DP düşman, DP devlet CHP düşman gibi,  20 sene önce düşman olan parti bugün devlet olur. Ama, yüzde birlik patronlar hiç bir zaman düşman olmaz. Bunu kim diyor devlet aklı.. !  Bu devlet aklının en çok korktuğu ise, 15-16 Haziran, bahar eylemleri, Zonguldak yürüyüşü, Gezi direnişi, bir türlü bitirilemeyen sol,  direnerek kazanılan grevler. Ecevit’ten korkan ama, halkın karşısında duramayan sermayenin Ecevit’in CHP’ sinden çok milyonların sahiplendiği “Toprak işleyenin, su kullananın”, “Ne ezilen ne ezen insanca halkça bir düzen” sloganları olduğu Ecevit’in iktidardan gönderilmesinde çok net ortaya çıkmadı mı?
Günümüzde de, “Hak hukuk adalet ve seçim sandık” sloganlarından korkan bir iktidar var. Yükselen halk muhalefeti, son yerel seçimlerde birinci parti olan CHP’ye devletin tüm organları ile operasyon yapılması da devlet aklı…! Yüzde birlik sermaye, yaşasın istediği iktidar eliyle ana muhalefete karşı en büyük kozunu sahaya sürdü, şiddetini hedefini büyüterek sürmeye devam ediyor. Seçilmiş ve bu ana kadar YSK’nin mazbatasını iptal etmediği  CHP Genel Başkanı Özel ve çok sayıda milletvekilinin
dokunulmazlıklarınin kaldırılacağı bile toplumun nabzını ölçmek için sosyal medya da ekranlarda gündeme getiriliyor. Bu hamle aslında, CHP’ye Butlan ile yapılan kaleyi alma ve ardından, veziri de almanın ayak sesleri. Bunu önlemenin yani veziri verip Mat olmamanın tek yolu toplumun demokrasinin tüm enstrümanlarını kullanarak şah hamlesini yapmak
Bu noktada da , o devlet aklı olarak sunulan, AKP iktidarını yaşatmak isteyen, özünde sermayenin yani yüzde birlik patronların siyasi tarihi ve gelişimini bildiği , 13 yıl bilmezlikten geldiği Kılıçdaroğlu hamlesi devreye sokuldu. Son bir yılda yüzü aşkın miting yapan, milyonlarla birlikte hak hukuk adalet, seçim diyen CHP’yi yok etme, yumuşak muhalefet yapmak için BUTLAN ataması ile CHP Genel Merkezi işgal edildi. Bu atama, ana muhalefet partisini mecliste işlevsiz kılmak, sokakta “iç çatışma yaşıyorlar , bunlar mı devlet yönetecek” soruları ile meşgul etmek için atılmış bir adım. Kılıçdaroğlu seçimi ise veziri yemek için önemli bir hamle. Çünkü, devlet bürokrasisi içinde yetişmiş, 13 yıl CHP Genel başkanlığı yaptığı dönemde de AKP nin klasik tanımı ile  burjuva siyasetinin kurduğu alanın dışına çıkmayan, Genel başkanlığı döneminde de,  sermayenin ve devlet aygıtının “sağcılaş” çağrılarına duyarsız kalmayan bir portre Kılıçdaroğlu. Parti de, elinin en güçlü olduğu dönemlerde, sol, toplumcu ya da radikal olabilecek isimleri tek tek dışladı, tasfiye etti. AKP’nin büyük hamlelerinden Yenikapı ( mitingi) ruhuna koşarak gitti, Erdoğan’la elele platformda mesajını verdi.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasında, yine AKP’nin yanında oldu, seçimde  mühürsüz oylarin sayılmasına yönelik toplumsal öfkeyi yumuşattı yok etti. Kılıçdaroğlu, devlet adamı bürokrat tanımlarının ardına sığınarak, muhafazakâr güçlerle ilkesiz sağ ittifakları kurup, egemen ideolojiye ( sermayenin/ devletin aklına) teslim oldu. Öyle ki, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi muhafazakâr-sağ bir figürü tabanın onayını almadan Cumhurbaşkanı seçiminde çatı aday gösterdi.
Ankara Çubuk’ta kendisine yumruk atanı ve linç etmek isteyenleri çalışma ofisinde ağırladı sarıldı öpüştü. Ne zaman? CHP’ye kayyum olarak atanmadan bir kaç gün önce. Yıllarca yanında olan, adaylaştırıp milletvekili belediye başkanı seçtirdigi isimleri “Fetöcu, yolsuzluk yapan, gidip yargıda aklansınlar” diyerek siyasallasmış yargının önüne atan Kılıçdaroğlu’nu, “Kurultay kaybeden bir siyasetçinin öfkesi” olarak görmek göstermeye çalışmak ise çocuklara anlatınca”hadi oradan” diyecekleri bir masal olur. Sadece bu da değil, uluslararası insan hakları örgütlerine, basın meslek kuruluşlarına, kardeş partilere giden görüşen seçilmiş CHP Genel Başkanı ve yöneticilerini iktidar ağzıyla “Türkiye’yi dışarıya şikayet etmekle” suçlayan Kılıçdaroğlu, her alanda olduğu gibi siyasal alanda da uluslararası dayanışmanın varlığını da inkar eden, “bir aklın” en önemli temsilcisi rolünü eksiksiz sahneliyor.
“imzala Silivri’den çık evine git” baskısına hayır diyenlerin, bu baskı nedeniyle verdikleri ifadeleri duruşmalarda geri çekmesini görmeyen duymayan, tutsak İBB bürokratı bir kadının çırıl çıplak cinsel organına kadar aranması karşısında, İçişleri bakanlığı bile soruşturma açarken, tek kelime açıklama yapmayan atamada olsa CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bugünlerde “Adalet için Ankara’dan İstanbul’a yürümesinin yıl dönümünun kutlanması sizlere de çok itici ve suni gelmiyor mu?  Bir kadın bedeninin aşağılayıcı biçimde incelenmesi çoğu zaman bununla da sınırlı kalmaz, şayet anne ise annelik üzerinden tehdit edilmesi, çocukları üzerinden baskı kurulması, etkili bir yıldırma yöntemine dönüşür. “Sadece sana değil, değer verdiğin her şeye ulaşabilirim” mesajı, hukuk devletinin değil, güç ilişkilerinin dilidir. Sadece bu neden bile, artık Kılıçdaroğlu ile özdeşleşen iktidar için “Gül bahçesi yaratma” siyaseti mutlaka, demokratik yollardan bozulmalıdır.

Belki çok lokal ama Kılıçdaroğlu’nun Ankara veya İstanbul’dan değil milletvekili seçilmeyi garantilemek için aday olduğu İzmir’de son siyasi gelişmeleri araştıran bir rapora bakmak “Butlanla CHP ‘yi yumuşak muhalefet yapmanın” toplumda nasıl karşılandığını göstermesi açısından önemli.
Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (Bayetav) tarafından yayınlanan Bahar 2026 İzmir Barometresi raporu, ‘tepelerde’ yazılan siyasi senaryoların halktaki karşılığını verilerle önümüze koyuyor. Raporun saha çalışması bittiğinde henüz “mutlak butlan” kararı çıkmamış bekleniyordu  Bayetav ekibi sahada İzmirlilere “Kılıçdaroğlu’nun olası geri dönüşü” senaryosunu da sormuş. Sonuç? İzmir kamuoyunun yüzde 77’si buna mutlak biçimde olumsuz bakmış. CHP’nin kalesi, muhalefetin can damarı sayılan bir kentte seçmenin yüzde 77’sinin “asla” dediği bir senaryo, Ankara’da bir mahkeme kararıyla fiili gerçekliğe dönüştü. Sanırım bugün yapılacak bir araştırmada bu oran yüzde 85’leri görür. Bayetav Akademik Çalışmalar Koordinatörü Dr. Serkan Turgut’ta değerlendirmesinde, bu durumun  tartışma olmaktan çıktığını, kurumlar arası gerilimin ve yargıya güvenin partiler üstü bir zeminde aşınmasının somut bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Özetle; Halkın umudu olarak bürokrasiden siyasete taşınan devlet aklı/patronların aklı, sermayeyi elinde tutan yüzde 1’in ve iktidarın umudu olmasına isteyen istediği yorumu yapar ancak toplum aklı sandıkta mutlak hesabını sorar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER