Bu tabelayı ilk gördüğümde ‘Ne kadar tuhaf olabilir ki? Gidip bir bakayım.’ dedim içimden. İçeri girdiğimde kapı zili çaldı ve aniden önümde bir tahta belirdi. Duvarın içinden ayakkabılar çıkıyordu ve önümde tren vagonu gibi sıralanmış, diğer duvara doğru giden bir mekanizma vardı. İçerideki kadın da yürüyen bantla yanıma geldi. Bağırarak;
-Hoşgeldiniz! Burada her çeşit ayakkabı bulunur. İstediğiniz dansta sizi dans ettirecek ayakkabılar! Salsa, Çaça, Rumba, Tango ve Harmandalı… Çiftetelli de var. Ama genelde onu kadınlar tercih eder. Sizin tarzınızsa Tangoya benziyor. Klas ve şıksınız. Hangi dansı etmenizi sağlayacak ayakkabı istersiniz?
-Nasıl yani? Bu ayakkabılar istediğim dansta dans etmemi sağlar mı? Denemeden inanmam.
-Denemek bedava. Ne kadar iyi dans ettiğinizi görünce, siz de çok şaşıracaksınız. Hangi dansın ayakkabısını istersiniz?
-Tango olsun. Sizin dediğiniz gibi.
-Şamata! Bir çift erkek tango ayakkabısı. Sanrım 43 numara. Doğru mu?
-Doğru.
-Hadi çabuk ol. Şamata benim köpeğim. Burada ayakkabı getir götür işlerine o bakar. İşte geldi. Hadi deneyin bakalım. Size Roxenne şarkısını açıyorum, Milan Rouge’dan. Belki izlemişsinizdir. İzlemeseniz bile sorun değil. İşi ayakkabılara bırakın ve gerisini düşünmeyin. ‘Dur.’ deyince dururlar.
Böylece Cem ayakkabıları giydi. Başladı dans etmeye. O kadar çalımlı hareketler yapıyordu ve yaptıkça o kadar seviniyordu ki yüzünden okunuyordu. Her saniye daha çok hırslanıyordu ve zaten ayakkabılar tüm figürleri biliyordu.
-Alıyorum! Kesinlikle alıyorum. Bu harika bir şey! Ne kadar ücreti olduğu hiç fark etmez. Gerekirse iki katını verip yine alırım.
-Sakin ol şampiyon. Ben senden sadece gözyaşı istiyorum. Ama çok üzgün olduğunda… üzülene kadar sana ayakkabı yok.
-Nasıl olur? Para hiç sorun değil. Ama ben biraz duygusuz bir insanım. Kolay kolay ağlamam.
-Peki o zaman şöyle bir teklifim var; ben bir sadistim ve seni dövmeme izin verirsen ayakkabılar senin. Ne diyorsun?
-Bu ayakkabılar bulunmaz nimet. Peki kabul ediyorum. Zaten 15 dakika çok uzun bir süre değil.
-Hayatının 15 dakikasını yaşatacağım sana, der kısık sesle satıcı.
-Efendim? Duyamadım?
-Az sonra sadece çığlıklarını duyacaksın. Ama emin ol buna değecek. Hala ayakkabıları istiyorsun değil mi?
-Evet istiyorum.
-Peki o zaman seni arka odaya alalım.
Cem o günden sonra bir daha o dükkana uğramadı. O kadar aşağılanmıştı ve yapabileceği bir şey yoktu ki kadına kızamadı bile. Sonuçta bunu kabul eden oydu. Kadın büyük bir zafer kazanmış edasıyla;
-Yine bekleriz. Çok dayanıklı çıktınız. Kırık ayakla bile yürüyebiliyorsunuz. Tabi ki 1 sene dans edemezsiniz ama olsun. Sonra dans edersiniz. Tabi ki ayakkabılar size küsmezse. Güle güle…

istediği bir şey için her şeyi ne olursa olsun kabullenmek.
O nedenle bazı eşyalarla aramızda sıkı bir bağ vardır.