Tarihin bazı anlar vardır; bir milletin hem vatan sınırlarını çizdiği hem de o sınırların içindeki hür düşüncesinin zincirlerini kırdığı anlardır.
24 Temmuz’da, arkasında koskoca bir imparatorluğun yıkılış dramını, önünde ise küllerinden doğan yepyeni bir Cumhuriyetin mutlak neşesini barındıran çok kıymetli müstesna bir tarihtir. Bugün, bu toprakların ebedi tapu senedi olan Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümü ve yine bugün, aynı zamanda insanların doğru haber alma hakkına, kalemlerin hürriyetine, kelimelerin özgürlüğüne kavuştuğu, hakikatin sesini korumaya yemin edilen Gazeteciler ve Basın Bayramı’mızın yıl dönümüdür.
Bir an için yüz yıl öncesinin Anadolu topraklarını düşünürsek. Her evde bir ağıt, her sokakta işgalin karanlık gölgesi, esaret… Evlatlarını cephelerde kaybetmiş anaların gözyaşı henüz kurumamış. İşte o büyük dramın, o dumanı tüten yangın yerinin tam ortasından yükseldi Lozan’ın sesi. Kolay kazanılmadı o barış. İsviçre’nin göl kenarındaki o salonda, arkasında yetim kalmış bir milletin sorumluluğunu taşıyan İsmet Paşa, Batı’nın diplomatlarına karşı sadece sınırları değil, bir ulusun özgürlüğünü, hurriyetini savundu.
Kalemler kâğıda özgürce dokunduğunda, yılların cephe acısı, yerini muazzam bir gurura ve gözyaşlarıyla ıslanan bir mutluluğa bıraktı.
Lozan; “Biz buradayız, burası bizim evimiz” haykırışının dünyaya tesciliydi.
Fakat bir vatanı sadece tel örgülerle ve askeri hatlarla koruyamazsınız; bir ulusun ruhunu, fikrini, özgürlüğünü ve asıl hürriyetini koruyacak olan, kâğıda dökülen “söz”dür.
24 Temmuz, bir başka büyük özgürlük meşalesinin, Türkiye’den yanıp Dünyayı aydınlattığı Gazeteciler ve Basın hürriyetinin günüdür.
Bu bayramın doğduğu o dramatik geçmişe yakından bakacak olursak 24 Temmuz 1908 öncesinde, İstanbul’da gazetecilik yapmak, adeta bir mayın tarlasında yürümek gibiydi.
Babıali’deki gazete binalarında, matbaa makinelerinin başında dönemin sansür memurları beklerdi. Yazılan her satır, mürekkebi kurumadan o memurların masasına gider, keyfi kararlarla çizilir, sansürlenirdi.
Milletin ne yaşadığından, dünyanın nereye gittiğinden habersiz, içi boşaltılmış sayfalar basılırdı.
Gazeteciler, halkın acılarını, yolsuzlukları, gerçekleri yazamadıkları için her gün mesleki bir dram ve vicdan azabı yaşardı. Kalemler çaresiz, fikirler esir, kelimeler hapisti.
24 Temmuz 1908 gecesi, İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte basın tarihinin en büyük devrimi gerçekleşti.
Gazete sahipleri ve fedakar gazeteciler bir araya gelerek tarihi bir duruş sergilediler:
“Gazeteler sansür memurlarına gösterilmeden basılacaktır!” dediler. O gece, sansür memurları matbaalardan kapı dışarı edildi. Türk basını, on yıllar süren prangaları ilk kez o gece kendi elleriyle kırdı.
Ertesi sabah uyananlar memleketin gazete sayfalarında ilk kez parmaklıklar ardına gizlenmemiş, korkusuz, çıplak hakikatın özgürce parladığına şahitoldular!
İnsanlar sokaklarda gazeteleri havaya fırlatıyor, özgürce yazılan satırları gözyaşlarıyla okuyup teşekkür ediyorlardı.
Bu, bir toplumun düşünce dünyasındaki en büyük kurtuluşu, en büyük mutluluğuydu.
Bu yüzden 24 Temmuz, sadece gazetecilerin değil, haber alma hakkına kavuşan koca bir halkın, milletin, ülkenin yani Türkiye’nin en büyük bayramlarından ve en büyük başarılarından birisidir.
Elbette o günden bugüne gazetecilik hikayesi hep güllük gülistanlık olmadı. Bu meslek, gerçeğin peşinde koşarken canını feda eden, zindanlara atılan, kalemini satmadığı için açlığa mahkum edilen onurlu gazetecilerin dramlarıyla da doludur.
Hakikati yazmanın bedeli her dönemde ağır olmuştur. Ancak tüm bu baskılara ve zorluklara rağmen, eğilmeyen o dik duruşlar ve her yeni gün yaşanan başarılar Gazetecilerimizin ve Basının en büyük gurur kaynağıdır.
Bugün 24 Temmuz. Arkamıza baktığımızda cephelerde çekilen o büyük dramları ve sansürün karanlık günlerini görüyoruz.
Önümüze baktığımızda ise o acılardan süzülerek gelen bağımsız bir ülkenin ve özgürce haykırabilmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyoruz.
Lozan’ı ilmek ilmek dokuyan kurucu iradeyi saygıyla anarken; kalemini güce eğmeyen, köşesini şahsi menfaatlerine siper etmeyen, hakikatin ışığını her ne pahasına olursa olsun söndürmeyen tüm onurlu Gazetecilerimizin, Kıymetli Üstadlarımızın, Değerli Meslektaşlarımızın
YAYINDA VE YAPIMDA EMEĞİ GEÇEN HERKESİN GAZETECİLER VE BASIN
BAYRAMINI KUTLUYORUZ.
EBEDİ
GÜVENLİ VE ÖZGÜR
SINIRSIZ KALEMLERİMİZLE…

YORUMLAR