Bir yaz mevsimini, tatil sezonunu daha ardımızda bıraktık. Ama, nasıl bir tatil sezonu nasıl bir yaz. Hani bir türkü vardır ya, “Yazımı kışa çevirdin kar yağdırdı başıma .. ” diye başlayan. Kimi Leyla’ sına kimi Mecnu’na söylediği. Uzaklardan gelen bu türkünün dizelerini dinlerken, kaç tatil sezonunu kaçıncı yaz mevsimini dört duvar arasında tutsak geçiren siyasetçi seçilmiş, seçilmiş yerel yönetici, sanatçı, aktivistin gökyüzünün mavisine bile hasret tamamladığını düşünmemek mümkün mü? Ya, bir aylık maaşını bir gecede yiyen, onlarca bavulla çıktığı tatilde, bavullarını, günde kaç kez mayo bikini değiştirdiğini, bunların dünyaca ünlü marka etiketleri görünür şekilde selfie yapıp sosyal medyada sergileyenleri görmediniz mi? Peki, deniz suyunun tuzlu olduğunu henüz tecrübe edemeyenlerin bu paylaşımlara yaptığı beğeni ve yorumları. Görmedim diyen var mı ? Yok, kendimizi kandırmayalım. Etkileşim yapmasak, içimizden iyi dileklerimizi (!) sunsakta “Kredi kartım sağolsun” diyerek alıp kullandığımız telefonlardan görüyoruz.
Bunları görürken, “Hayır” diyenin gözaltına alındığı, iktidarın rant projelerinin doğayı, mavi ile yeşili buluşturan koyları yok edişini de izliyoruz. Özellikle, Ege ve Marmara da gökyüzüne yükselen alevlerin yuttuğu evler ağaçlar doğada yaşayan canlıları da görüyoruz.
Görmeyen var mı? Görenlerin görmeyenlerden az olduğu siyaset camiası var diyebilir miyiz? Tabii ki? Bu nedenle, 24 yıldır iktidar olmanın tüm nimetlerinden yararlanan AKP ve Erdoğan’ı yeniden nasıl Cumhurbaşkanı yaparız hesabını yapanlarında tek bir gündemi var; Muhalefeti nasıl etkisiz kılarız. Mensup olduğu genel başkanlığını yaptığı MHP’yi yok sayan her fırsatta “Bizim adayımız falan yok, tek adayımız Cumhurbaşkanımız Erdoğan” diyen Bahçeli. İktidarın isteği ile TBMM’ye giren iktidar ortağı partiler. Bu tabloda, meclis aritmetiğini, devletin tüm organlarını kullanan iktidarın büyük adımlar atarak yol aldığı bir tatil sezonu geçirdiğimizi kabul etmek gerekiyor.
İktidar ilk çözüm süreci denemesinde başarısız olunca bu kez “Terörsüz Türkiye” projesini devreye soktu. TC vatandaşı her Kürt seçmenin İmralı’nın işaretini bekliyor gibi bir yanlış algı ile DEM Parti’yi siyasetin muhalefet blokundan ayırdı. Bu konuda da AKP ve Erdoğan susarken, MHP lideri Bahçeli, İmralı’da Öcalan için müstakil bahçeli ev inşa edildiğini, Öcalan’a statü verileceğini açıklıyor. Yani, Terörsüz Türkiye için kurulan komisyonda Öcalan’a da bir koltuk verileceğini. Bu aşama da DEM Parti ile iktidar arasında seçim dahil sonra ki dönemde de yakın iş birliği için adımlar atılıyor. İktidar bu adımı atarken aslında bir konuda daha başarılı oldu. DEM Parti’yi muhalefet bloğundan koparırken, İYİ Parti, Yeni Parti, Zafer Partisi, Saadet Partisi gibi muhalefet bloğu arasında iletişim kesildi, muhalefet muhalefetle tartışır oldu.
Hiç kuşkusuz, Mutlak butlanla kurucu parti CHP felç edildi. 13 yıl genel başkanlık yaptığı CHP’ye kayyum atanan, polis desteği ile işgal edilen genel merkeze seçilmiş değil iktidarın atadığı başkan olarak yerleşen Kılıçdaroğlu, AKP ve Erdoğan’dan henüz beklediği büyük ilgiyi görmese de, hükümlü değil tutuklu olan Erdoğan karşısında 4 kez seçim kazanan İBB Başkanı İmamoğlu başta olmak üzere tüm seçilmiş tutsakları “Siyasi değil adli suçlu” ilan ederek, tam da Erdoğan’a ihtiyaç duyduğu zamanı ve zemini sağladı.
Mutlak butlan nedeniyle partileri CHP’den polis eşliğinde çıkarılan Özgür Özel ve arkadaşlarının kurduğu Yeni Parti ise belediye başkanlarının durumu, iktidarın transferleri, baba evim dedikleri kurucu partinin ilkelerine kuruluş nedenine ihanetler, ‘tarafsız’ pozisyon almalar nedeniyle gerekli muhalefeti yapmakta zorlanıyor. Evet, Özel ve arkadaşları büyük bir özveri ile köy köy ilçe ilçe il il geziyor, nerede sorun varsa orada oluyor ama iktidarın denetiminde medyanın bunları kamuoyundan gizleme yarışına, düne kadar iktidara muhalifim diyen bazı gazeteci ve gazetelerin TV lerin de iktidar medyası ile bu konu da aynı tavrı alması nedeniyle zor bir süreçten geçiyor. Çünkü, başta TRT olmak üzere iktidar yandaşı medya atanmış butlan yönetiminin temsil ettiği CHP’yi meşru bir siyasi kuruluş olarak gösteriyor, siyaset sahnesinde kalmasını sağlıyor.
Siyasette kimle kimlerle yarışacağına bile kendi karar veren iktidar için seçim sandığın artık halkın iradesini aldığı, meşruiyet sağladığı bir karar merci olmaktan tümüyle çıktığını kabul etmek gerekiyor. Kazandıklarında “millî irade” diye kutlamalar yapıp sonuçlara dokunulmaz denilen seçimleri, sonuç istedikleri gibi olmayınca adliye koridorlarında, bürokratik engeller ve idari kararlarla düzeltilmesi gereken bir yanlış olarak gören İktidarın, risk gördüğü, kaybettiği ve kontrol edemediği her yerde halk iradesini yok saymayı bir yönetim yöntemi haline getirdiğini söylemek abartı olur mu?
Bunun kararını verecek olan yine seçmen iradesi olacaktır.
Evet, bir tatil sezonu, bir yaz mevsimi siyasetin çokça muhalefeti yok etmek için kullandığı süreç olarak geçti bitti. Bu yaz iyi olacak, sonra ki yaz daha daha iyi olacak denen ama her yaz değil her ay yoksulluğu açlığı artıran ekonomi, ateş pahası kırtasiye alış verişi, atanamayan öğretmenler, bir dilim ekmek bir haşlanmış patates bulunan beslenme çantası ile okula giden ilk okul öğrencilerinin bile dedektörle aranarak alındığı eğitim sisteminin olmazsa olmazı okullar açıldı, çocuğum akşam eve sağ salim dönecek mi diye beklenen dönem başladı. Ve, uzaklardan hala “Yazımı kışa çevirdin, Kar yağdırdın başa…” nameleri duyuluyor. Ne diyelim, Kış bize değil, bizi böyle bir gündemi izlemek yazmak zorunda bırakanlar için sert geçsin…

YORUMLAR