Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Tuna Büyükşahin
Tuna Büyükşahin

HAYDİ, İKTİDAR BAHÇESİNE BİR İKİ AKP MİNİBÜSÜ KALKIYOR…

Futbol çok ilgi alanım değil. Daha çok amatör sporları izliyorum. Tabii , Filenin Sultanları ve Potanın Perileri önceliğim. Ancak, içinde bulunduğumuz dönemin futbolda transfer ayı olduğunu biliyorum. Yazılı ve görsel medyada , A takımı İngiliz futbolcuya 30 Milyon Euro verdi, B takımı Alman futbolcuya 25 milyon dolar verdi vs vs haberlerini okuyunca, içinde bulunduğumuz ekonomik sorunlar, aylardır maaşlarını alamadıkları için eylem yapan, akşam gözaltına alınıp sabah bırakılan, polisce darp edilen ters kelepçe takılan maden emekçilerini düşünüyorum. Tabii, geçmişte, ülkemiz Ligi’nde A Takımından B Takımına transfer olan futbolcu eski takımına karşı oynarken yeni takımının formasını öpmesi ile başlayan protestolar. Yani, dün benim takımım için oynayan bugün bana karşı mücadele eden “Aldığı paranın karşılığını verene” protestolar. Rahmetli Süleyman Demirel’in rakip partiden ayrılıp kendi partisine katılan vekiller için , “Dün o kapıda bana bağırıyordu bugün benim kapımda onlara bağırıyor” sözü, Rahmetli Ecevit’in meşhur Güneş Motel transferlerini de hatırlayınca Erdoğan’ın   dün söyledikleri ile bugün “hoş geldiniz” diye açtığı kolların anlamını daha iyi anlıyoruz. Yeni formasını öpeni protesto edenlerle yakasına yeni takılan parti rozetini öpeni alkışlayıp sövenlerin bu toplumu oluşturanlar olduğu unutulmamalı.
23 Şubat 2013. AKP 8. Kongresinin ardından  AKP den istifa edenlere ilişkin bir soruya dönemin Başbakanı ve AKP Genel Başkanı şu cevabı vermişti;
“Üzülmedim, neden üzüleyim. Ama, simdi gönül şunu arzu ederdi; Bir insan eğer bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa, ondan sonra o partiyle beraber hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır, çünkü bağımsız olarak parlamentoya gelmiş birisi değilsin. Olması gereken şey aslında işin ahlaki yönü bunu gerektirir. Ama tabi bu herkese nasip olan bir şey değil.”

Bu görüşe katılmamak mümkün değil. Ancak, bu sözlerden tam 13 yıl sonra, muhalefetten istifa eden milletvekili belediye başkanına geçmişi kimliği hiç sorgulanmadan “Gel kim olursan ol yine gel” diyerek kollarını açan da aynı Erdoğan, tek fark o gün Başbakan bugün Cumhurbaşkanı.

Ve, geçtiğimiz hafta AKP’nin kuruluş yıl dönümü etkinliğinde konuşan Erdoğan, kişisel kariyer planını açıkladı, 50 yıldır siyasetin içinde olduğunu belirttikten sonra “Gücümüz yettiğince hizmet etmeye devam edeceğim” vurgusunu yaptı. Yani ortada parlamenter sisteme geçme, görevi bırakma, yasa yeniden aday olmama izin vermiyor diye bir kaygısı da yok. Kendi sözleri ile gücü ve sağlığı izin verdiği sürece ülkeyi yönetmekten de adaylıktan da vazgeçme gibi bir planı yok.
Bu da, 13 yıl önce söylediği “partisinden ayrılan parlamenterlikten de ayrılsın” sözlerinin artık önemsiz olduğunu, bugün yeniden aday olmak için TBMM de kendine “Evet” diyecek parmaklara ihtiyacı olduğunun kanıtı ve kendisininde bunu kabul etmesi.

Hani neredeyse dışarıda muhalif belediye başkanı ve bürokratı, sanatçı, gazeteci bırakmayacak bir temizlik harekâtına girişmiş olan adalet bakanını, son günlerde bir zamanlar İtalya’daki “kirli eller” operasyonlarını yöneten savcılar gibi kahramanlaştırma, ondan medet umma çabasını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Tam da bu aşamada “Çerçeve Yasa” nin TBMM de kabul edilmesi, iktidara aradığı kanın DEM Parti olduğunu bir kez daha hatırlattı. Yasanın kabul edilmesinin ardından DEM Parti eş başkanlarının “ilk aşamada 30 Bin ikinci aşamada 9 bin kişi cezaeverinden çıkacak” açıklamaları, MHP Lideri Bahçeli’nin “Kurucu önder Öcalan ” güzellemeleri yeniden başlarken, gözler TBMM de yasaya evet diyen Yeni Parti lideri Özgür Özel ve yönetici kadroya çevrildi ve herkesler toplumsal muhalefetin kırgınlığı da tam burada devreye girdi. Yeni Parti’den beklenen, tutanağa düşürülen itirazın eyleme de dönüşmesiydi. Bunun yerine görülen, itirazın söz düzeyinde kalması, oyun ise ayrı bir mantıkla verilmesi oldu. Yeni Parti iki tercihten,  İYİ Parti gibi yalnızlaşmak ya da CHP gibi tam teslim olmayı değil  üçüncü bir yolu denedi ama bu yol muhalefeti tatmin etmedi. Ancak, her şeye rağmen, zorla ya da kaos korkusuyla alınan oy, tanım gereği oy verenleri her şartta bağlamaz. Yeni Parti’nin sözlü itirazları, yazdığı ek görüşler, İYİ Parti ve DEVA’nın Anayasa’ya aykırılık önergeleri, bunların tümü imzaların ve oyların altında hâlâ nefes alan bir direncin izleri olarak görülebilir.  Bu aşamada da, toplumsal muhalefet hayal kırıklığı içinde Yeni Parti’ye “beddua etmek” yerine sorumluluk almalı ve elini taşın altına koymalı. Yasa kabul edilince iktidar sonsuza kadar kazanmış olmadı. Tutanağa düşülen itirazların gerçekten örgütlü, kolektif bir “hayır”a dönüştürülebilmesi için Yeni Parti’den daha çok topluma sorumluk düşüyor.  İktidar yandaşı kalemler, bir iktidar temsilcisi ortalığı bulandıracak bir cümlesine odaklanmak yerine bunun neden bu anda gündeme geldiğini sorgulamak gerekir.

İktidarın elinde tüm devlet mekanizması varken karşısındaki hareketlerin elde sınırlı iletişim kanalı, limitli imkan ve yargının sopası ile kısıtlı kalmış olması da magazinleşmenin aşırı çabası. İktidar bunu defalarca yaptı. Bir muhalifi, ya iktidar karşıtı olduğu için kendi savunduğu değerlere basıp geçmek ya da savunduğu değerlerin kendi aleyhinde kullanılacağını bile bile arkasında durmak zorunda bıraktı.

Bu gelişmelere bakıldığında, Erdoğan’in haklarında şaibe iddiaları olan, aile şirketleri ekonomik sıkıntı çeken milletvekili ve belediye başkanlarına geçmişlerini yok sayarak kucak açması, “Barış istemediler” söyleminin toplumda yeterince taraftar bulamamasının etkisi olduğunu unutmayalım. DEM Parti’nin yanına yargı eliyle teslim alıp Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarına teslim ettiği CHP’yi de katma hamlesi de “yaşadığım sürece varım” demenin bir başka hamlesi.

Futbolda transfer sezonu ile aynı dönemde hızlanan siyasetçi transferleri seçim tartışmalarını sürekli gündemde  tutacaktır. O nedenle AKP’nin muhalefet merkezleri ile kendi merkezi arasında “Haydi kalkıyor  boş yer kalmasın, iktidar bahçesine bir iki…” diye minibüs gezdirmesi de kesintisiz devam edecektir.

 

Tuna BÜYÜKŞAHİN

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER