Ulusal ve uluslararası meteoroloji uzmanları günlerdir uyarıyor; Avrupa’nın çok sayıda ülkesinde ölümlere neden olan sıcak hava dalgası, Çarşamba gününden (yarın) itibaren Türkiye’de de çok etkili olacak. Uzmanların bilmediği ya da ilgi alanlarında olmadığı için her şeyi bilenler gibi söylemedikleri bir gerçek var; ülkemiz aylardır alev alev yanıyor. Ekonomide yanan milyonlarca emekli, çalışan, işsizler ordusu. Ve siyasette artık “son dönemlerini oynadığını” bilen, kabullenmek istemeyen 24 yıllık iktidarın, ana muhalefet partisi CHP’ye el koyma, uydusu yapma, bir adım ötesinde de Cumhur İttifakı’nın ortağı yapma hamlesi. Siyaset ve ekonomideki bu sıcak hava dalgasına direnen milyonlar, yarından sonra beklenen meteorolojik dalgayı da yenecektir. Bunun tek koşulu, akıl, mantık, sağduyu ile tarihin doğru yerinde durabilmek.
Temmuz ayında asgari ücrette artış olmayacağı artık netleşirken, 19 milyona yakın işçi hiç zam alamayacak. 6 milyonu bulan memur ve memur emeklisi ile sosyal yardım alan milyonlarca insan ise resmî enflasyonun altında artışlarla yaşamaya çalışacak. Bu tablo, hiç kuşku yok ki, AKP iktidarının ısrarla sürdürdüğü kemer sıkma politikasının ve siyasi tercihin sonucu. Bu tabloda işçi konfederasyonları ve sendikaların suskunluğu ve zaafını da yok saymamak gerekiyor. Çeşitli STK’lar ise sadece yerel ölçekte, iktidar vekillerinin peşinde “Abim geldi, dayımı ziyaret ettik, değerli eski bakan şeref verdi, yedik içtik elhamdülillah.” edebiyatı ile CV’lerinde yazan “… STK başkanı, yöneticisi, üyesi” unvanlarıyla “Komşuda pişer, bize de düşer.” tavrında. Yani, örgütlü bir muhalefet yerine, işçi, öğretmen gibi iktidar mağduru kesimlerin eylemlerini de iktidar, resmî olarak olmayan OHAL uygulamaları ile bastırıyor. Tabii, direnenlere gözaltı, hapis, orantısız güçle müdahale ile.
Asgari ücretin muhatabı Türk-İş tam bir sessizlik içinde. Yeri göğü inletmesi gereken ülkenin en büyük konfederasyonu yaz rehavetinde. Hak-İş de öyle. DİSK’in asgari ücretin artması ve vergi adaleti için eylemler ve açıklamalar yapmaya devam ediyor olması ise sadece özgün ve özgür medyada birkaç paragraf haber oluyor.
Tam da bu ortamda, iktidar ana muhalefet partisi ve son seçimlerin galibi CHP’ye yönelik yargısal operasyonlarının en büyüğünü yaptı. 13 yıl genel başkanlığını yaptığı, son kurultayda Değişim Hareketi karşısında koltuğunu kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu siyasal yaşamda bir ilk olan butlan uygulaması olarak atadı. Yani, seçilmiş genel başkan değil, atanmış bir başkanla ana muhalefet partisini teslim aldı.
Kılıçdaroğlu, kendisi gibi atanmış dar bir kadro ile CHP Genel Merkezi’ne yerleşti, il başkanlarını görevden aldığını açıkladı. İzmir CHP’ye zorla giren butlan ekibi arasında adı suçtan hükümlü olanların olması da yadırganmadı, hatta il merkezinde seçilmiş genel başkanın fotoğrafı tekmelenirken alkışlandı. Kılıçdaroğlu, yıllarca beraber çalıştıklarını yolsuzluk yapmakla suçladı. Ekmeleddin İhsanoğlu, Muharrem İnce ve kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile Erdoğan’a seçim kazandırdığını bile unuttu. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” deyip Selahattin Demirtaş’ın hapse girmesine neden olmaktan pişman olmadığını söylerken gülümsedi.
CHP’yi teslim aldığını düşünen ama butlan ekibinin sokakta karşılığı olmadığını gören Erdoğan, bir kez daha Yenikapı Ruhu’nu çağırdı. Çünkü 10 yıl önce kurdukları rejim artık onları taşımıyor. Daha baskıcı, daha otoriter, seçimi ve sandığı anlamsız kılacak rejimde “Tek Adam” versiyonunu yeniden devreye sokmak istiyor. Bunun için yeniden Kılıçdaroğlu’nu da yanına alarak “Yenikapı Ruhu”nu topluma göstermek istiyor.
Butlancıların CHP’si artık iktidarla aynı cephede, Türkiye’nin yol ayrımında monarşi saflarında duruyor. O yüzden adı, kimliği ne olursa olsun meşruiyetini Saray’dan almış bir siyaset muamelesi görmesi de normaldir. Aksi durum, kalıcılaştırılmak istenen rejime su taşımaktan başka bir anlam taşımayacaktır. Erdoğan; 15 Temmuz darbe girişiminin ardından iktidarın ve düzen muhalefeti temsilcilerinin bir araya geldiği mitingden adını alan “Yenikapı Ruhu” arayışında olanları, “çözüm süreci”nde de birleşmeye çağırdı.
Peki nedir bu Yenikapı Ruhu? Hatırlanacağı gibi İstanbul Yenikapı’da, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, 7 Ağustos günü aralarında AKP, CHP ve MHP’nin de bulunduğu bir miting düzenlenmiş ve sonrasında ülke tam anlamıyla bu rüzgârla yönetilmişti. Uzun süren OHAL süreci, 16 Nisan 2017’de yaşanan referandum ve bir yıl sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ülkeyi adım adım bugünkü noktaya getirdi. İşte bu nedenle Erdoğan, bir kez daha Yenikapı Ruhu’nu çağırıyor. Çünkü 10 yıl önce kurdukları rejim artık onları taşımıyor. Daha baskıcı, daha otoriter, seçimi ve sandığı anlamsız kılacak rejimde “Tek Adam 2” versiyonunu devreye sokacak. Ve Kılıçdaroğlu ile teslim aldığı CHP’yi seçime sokmayacak hamleler her gün yeni bir uygulama ile devreye sokuluyor. NATO toplantısı bahane edilerek, OHAL koşullarındaki uygulamalar da, iktidarın yönetemediği, “sopasız” hâkim olamadığı sokağı, medyayı susturması, muhalefet partilerini kendi istediği şekilde bir “oyun hamuruna” dönüştürme arzusu, sokakta “çıt çıkmaması” için gece gündüz elinden geleni yapması, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü nüfusunu artık inanılmaz boyutlara çıkarması hep bundan. Ancak, görmediği, iktidarın ve ortaklarının görmediği, görmek istemediği bir gerçek var;
OHAL’den bıkan ve bunu reddeden halk, AKP iktidarının can çekiştiğini görüyor ve iktidar değişikliğine hazırlanıyor, her gün artan bir güçle.

YORUMLAR