Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı bir çağda yaşıyoruz. Dünyamız genişlerken, kalplerimiz arasındaki mesafe de sessizce büyüyor. Artık insanlar duygularını açıkça ifade etmekten çekiniyor; birinin gözlerinin içine bakarak “Ben buradayım, seni duyuyorum” demeyi adeta unutuyoruz.
Cebimizde taşıdığımız o küçük cam ekranlar, bize tüm dünyayı sunduğunu vaat ederken, çoğu zaman tam karşımızda oturan insanı bizden uzaklaştırıyor. Kafelerde yan yana oturup birbirinden kopuk yaşayan çiftler, göz temasından kaçan bakışlar ve sohbetin yerini alan bildirim sesleri… Bakışların sıcaklığını ekranların soğuk ışığı, uzun bir muhabbetin huzurunu ise sonsuzca kaydırılan içerikler aldı.
Fakat bazen asıl uzaklık kilometrelerle değil, çabasızlıkla ölçülür. Bazı insanlar “Ben buradayım” der; ama o cümlenin arkasını dolduracak hiçbir emek vermez. Aramaz, sormaz, anlamaya çalışmaz, kırıldığını fark ettiğinde onarmak için bir adım atmaz. Sadece var olduğunu söylemenin, bir ilişkinin yükünü taşımaya yettiğini sanır.
Oysa gerçek yakınlık, sadece bir cümle kurmak değildir. “Buradayım” demek; ihtiyaç duyulduğunda yanında olmak, sessizliği fark etmek, gözlerdeki yorgunluğu görmek ve karşı tarafın kalbine dokunmak için emek vermektir. Çaba göstermeyen bir yakınlık, kapısı açık ama içinde kimsenin yaşamadığı bir eve benzer. Dışarıdan var görünür; fakat içinde sıcaklık, paylaşım ve hayat yoktur.
Bugün birçok insan duygularını bir mesaj kutusuna sığdırmayı daha güvenli buluyor. Fakat hiçbir emoji bir tebessümün sıcaklığını taşıyamaz; hiçbir mesaj, gözlerde beliren heyecanın ya da sessizce süzülen bir damla yaşın yerini tutamaz. Ve hiçbir “Ben buradayım” sözü, arkasında emek yoksa gerçek bir güven duygusu veremez.
Gözler kalbin aynasıdır derler; ama bakmayı unuttuğumuzda aynadaki yansımayı kaybetmeye başlarız. Ve emek vermeyi bıraktığımızda, sadece birbirimizi değil, kurabileceğimiz en gerçek bağı da yavaş yavaş yitiririz.

YORUMLAR