Bazı insanlar öldükleri yerde değil, dönemedikleri yerde yarım kalırlar.
Nazım Hikmet‘in hikâyesi de biraz böyledir.
Hayatının önemli bir bölümünü cezaevlerinde geçirdi. Yargılandı, mahkûm edildi, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Ancak onun hayatındaki en büyük cezanın hapishane duvarları mı, yoksa memleketinden uzakta yaşamak mı olduğu sorusu bugün hâlâ anlamını koruyor.
Çünkü Nazım, sürgün yıllarında dünyanın tanıdığı bir şairdi. Eserleri farklı dillere çevriliyor, birçok ülkede ilgi görüyordu. Buna rağmen şiirlerinin satır aralarında sürekli aynı özlem hissedilir. İstanbul’a duyulan özlem, Anadolu’ya duyulan özlem, çocukluğa duyulan özlem, memlekete duyulan özlem…
Onun şiirlerinde vatan, yalnızca siyasi bir kavram değildir. Bazen bir ceviz ağacı, bazen bir sokaktır, bazen mavi bir liman, bazen de uzaktan hatırlanan bir insan sesi.
Belki de bu yüzden yıllar sonra en çok konuşulan şiirlerinden biri olan “Vatan Haini” şiiri bile, yalnızca bir itiraz metni olarak okunamaz. O şiirin satırlarında memlekete sırtını dönmüş bir insanın değil, memleketiyle hesaplaşırken bile ondan kopamayan bir insanın sesi vardır.
Zira insan nefret ettiği bir ülke için ömrü boyunca şiir yazmaz.
Aradan geçen yıllar içinde Türkiye de değişti. Bir dönem eserleri yasaklanan, adı tartışmaların merkezine yerleşen Nazım Hikmet bugün Türk edebiyatının vazgeçilmez isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu durum yalnızca bir şairin yeniden değerlendirilmesini değil, toplumların zamanla geçmişlerine daha sakin bakabilme yeteneğini de gösteriyor.
Belki de bugün Nazım Hikmet’i anlamanın yolu, onun bütün fikirlerine katılmaktan geçmiyor. Bunun için yalnızca özlemin ne olduğunu bilmek yeterli.
Doğduğu şehirden uzakta yaşayanlar, yıllardır memleketine gidemeyenler, çocukluğunun geçtiği sokakları özleyenler, bir gün dönmeyi hayal ettiği yere dönemeyenler… Nazım’ın şiirlerinde yankı bulan duygu biraz da budur.
Nazım Hikmet 3 Haziran 1963’te Moskova’da hayata gözlerini yumdu. Mezarı hâlâ orada. Oysa vasiyetinde Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülmek istediğini yazmıştı.
Bugün ölüm yıl dönümünde Nazım Hikmet’i anarken akla ilk olarak siyasi tartışmalar değil, belki de bu eksik kalmış dönüş geliyor. Çünkü bazı özlemler, sahibinden daha uzun yaşar.
Unutmamak lazımdır ki, Haziranda ölmek zor.

YORUMLAR