Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yusuf Özbakır
Yusuf Özbakır

Körfez Değil, Biz Kirlendik

Her yıl 5 Haziran geldiğinde çevreyi hatırlıyoruz.

Ağaçlardan bahsediyoruz, denizlerden bahsediyoruz, plastik atıklardan, geri dönüşümden, iklim krizinden bahsediyoruz. Sonra ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor. Bir sonraki Dünya Çevre Günü’ne kadar.

Oysa mesele çevre değil.

Mesele, insanın kendi evini unutmuş olması.

Bir zamanlar insanlar mevsimlere göre yaşardı. Yağmurun ne zaman geleceğini bilir, rüzgârın yönünü hisseder, toprağın kokusundan havayı tahmin ederdi. Şimdi ise gökyüzüne bakmadan haftalar geçiriyoruz. Yağmur yağınca sinirleniyor, güneş açınca şikâyet ediyor, doğayı yalnızca pencerenin dışındaki bir manzara sanıyoruz.

Belki de bu yüzden kaybettiklerimizi fark etmiyoruz.

İzmir Körfezi’ne bakın.

Körfezin kokusu yıllarca şehrin kaderi gibi anlatıldı. Sonra temizlenmesi için büyük mücadeleler verildi. Fakat bugün hâlâ denizin rengini konuşuyoruz, balık ölümlerini konuşuyoruz, kıyılardaki kirliliği konuşuyoruz. Bir zamanlar insanların denize bakıp huzur bulduğu yerde artık çoğu zaman sorunları konuşuyoruz.

Gediz Deltası’na gidin.

Binlerce kuşun konakladığı, flamingoların yaşadığı o eşsiz coğrafya hâlâ ayakta durmaya çalışıyor. Ama her geçen yıl biraz daha sıkışıyor. Betonun, sanayinin, plansızlığın arasında nefes almaya çalışan bir canlı gibi.

Aslında yalnızca kuşlar kaybolmuyor.

Onlarla birlikte insanın hayret etme yeteneği de kayboluyor.

Çünkü doğa sadece ağaç değildir.

Doğa, sabah duyduğunuz kuş sesidir.

Çocukluğunuzdaki dut ağacıdır.

Yaz akşamları yüzünüze çarpan meltemdir.

Sokakta gördüğünüz kedinin gölgesidir.

Denizin ufuk çizgisidir.

Bunlar yok olduğunda yalnızca ekosistem zarar görmez. İnsan ruhu da eksilir.

Peki, “Nasıl olur da körfeze dönüşür Altın Deniz?”

Bugün dünyanın en gelişmiş şehirlerinde insanlar yeniden ağaç görmek için para ödüyor. Bir göl kenarında yürüyebilmek için kilometrelerce yol gidiyor. Telefonlarını kapatıp birkaç saat kuş sesi duyabilmek için tatil planları yapıyor.

Biz ise hâlâ sahip olduklarımızı sıradan sanıyoruz.

Oysa İzmir’in dağları, kıyıları, deltaları, zeytinlikleri ve rüzgârı; dünyanın birçok insanının görmek için binlerce kilometre yol kat ettiği güzellikler.

Sorun şu ki insan, kaybetmeden değer bilmiyor.

Belki de gelecekte çocuklarımız flamingoları yalnızca fotoğraflarda görecek.

Belki denizlerin eski rengini hikâyelerden öğrenecekler.

Belki gölge veren ağaçların altında oturmanın ne kadar sıradan bir mutluluk olduğunu anlamakta zorlanacaklar.

Ve o gün geldiğinde çevreyi koruyamadığımız için değil, bize emanet edilen güzellikleri umursamadığımız için utanacağız.

Dünya Çevre Günü’nün asıl sorusu şu:

Daha kaç şey kaybolduktan sonra doğanın aslında hayatımızın dekoru değil, kendisi olduğunu anlayacağız?

Çünkü insan doğayı korumuyor.

Gerçekte korumaya çalıştığı şey, kendi geleceği.

Ve belki de kendi hatıraları.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER