Nasıl bir dönemden geçiyoruz? sorusuna cevap vermek için çok düşünmek gerekmiyor. Bu sorunun cevabını madde madde saymak malumun ilanı olacağı için asıl soruyu sorup cevabını aramak gerekiyor artık. Geçtiğimiz dönemi kimler planlıyor, kimler adım adım projelerini hayata geçiriyor. Yani, ülkeye topluma yaşatılanlar kimin isteği. Bunun için ülkemizde yaşanan askeri darbelere bakmak yeterli veriyi önümüze seriyor. Çok uzağa gitmeden 12 Eylül darbesi ve sonrasını hatırlamak, bugün ülkeyi yöneten 24 yıllık AKP iktidarının adım adım nasıl geldiği hakkında yeterli ip uçlarını veriyor. 12 Eylül darbesi başladığı an, ABD yibetiminin “Bizim çocuklar başardı” sözü de bu ipin ucunun çekildikce gideceği merkezi işaret ediyor.
Bu nedenle, siyaset, hergün ortaya çıkan, toplumu seçmeni manipüle eden anketlerle, toplumun askeri darbelerden miras kalan yara ve korkuların izleri ile dizayn ediliyor. Özellikle, 12 Eylül’den miras kalan, beyaz Toroslar, işadamlarının, kanaat önderlerinin, siyasetçilerin kaçırılıp infaz edilmesi, binlerce insanın işkence hücrelerinden yükselen çığlıklarının onarılmamış yaraları ve korkularıni onarmak gerekiyor. Bunun içinde, kimliklerini özgürce yaşamak isteyenleri, her gün öldürülen kadınları, okula aç giden çocukları ve gençlerin gelecek kaygılarını, açlığı yoksulluğu ortak bir görüş altında toparlamak, yok denilse de, yok sayılsa da, kağıt üzerinde kalsada demokratik tüm hakları kullanarak ortak bir kurtuluş zemininde birleştirme pratiğini hayata geçirmek gerekiyor.
Bu noktadan bakınca, toplumsal acı ve sorunlardan toplumsal eylemlerin gücüyle kurtulmak ve yaraları satmanın mümkün olduğunu “Artık yeter” diyen milyonların görüp anlaması gerekiyor. Bunun en somut örneği, iktidarın atadığı kayyum eski genel başkan Kılıçdaroğlu’nun “genel merkezin boşaltılmasını” isteyen başvurusu üzerine, tıpkı CHP İstanbul İl Merkezi’nde olduğu gibi binlerce polisle cop, plastik mermi, tazyikli su sıkarak partisinin genel merkezi işgal edilen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in spontane gelişen Anıtkabir yürüyüşü, mutlak butlan yalnızlığını kıran, daha da önemlisi toplumun kaygı ve korkusunu sokağın ortasında göğüsleyen kurumsal ve organik “muhalefet cephesinin” ilk adımı müjdesi sayılmalı. Siyasetin duvarlarını, dizayn edildiği kalenin surlarını anket kağıtları ve masa başı rakamlarla kurmak değil, sokağın tam ortasında kurmak, örgütlü gücün her zaman bedel ödeyerek kazanan gövde olduğu kurucu iyimserliğini yeniden, gerçek anlamıyla sahneye koymak başta ana muhalefet partisi tüm muhalefetin ortak görevi olmalıdır.
CHP Cumhuriyetten geriye kalan korunması iktidara taşınması gereken kurumlardan en önemlisidir. O nedenle, CHP’nin etkisizleştirilmesi, örgütsel bütünlüğün bozularak gücünü tüketmesi Cumhuriyetin ve demokrasinin teslim alınması olur. Çünkü, on yıllardır temeli atılan yeni düzenin kurulması için son direniş merkezinin yok edilmesi dışarda ve içerde ki güçler için zorunludur. Siyaset tarihine baktığımız zaman, bugün CHP’ye yapılan, “mutlak butlan” kararı ilk değil. AKP iktidarı döneminde siyasete yargı yoluyla müdahalenin ilk örneği de değil.
2016 yılında, MHP’de parti içi muhalefet olağanüstü kongreyi toplamak için attığı adımı kazandığı anda, devreye Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi girmiş, kurultayı iptal etmiş, tüm kararları geçersiz saymıştı. Sonrası bugün, CHP’ ye yapılan tablo ortaya çıktı, Devlet Bahçeli, tüm rakiplerini ihraç etti, ardından AKP ile ittifak kurdu, iktidarın kilit ortağı oldu.
O nedenle, CHP’ye uygulanan Butlan kararını kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu tavrını, bir kişisel ihanet öyküsü ya da yaşlı bir siyasetçinin koltuk hırsı olarak görmek yanıltıcı olur. Sandığı etkisiz kılmak, milyonların değişim umudunu yok etmek, enflasyondan asgari ücrete, emekli yoksulluğundan genç işsizliğine kadar ülkenin gerçek sorunlarını gündemden düşürmeyi hedefleyen bir operasyon olduğunu kabul etmek gerekir. Burada sorun, CHP’nin 13 yıl genel başkanlığını yapmış bir ismi siyasi intihara sürükleyen nedeni bulmak. Yani, butlana “evet” diyerek neyin gizlendiğini öğrenmek. Buna da yakın tarih olmasa bile siyasi tarih mutlaka yazacak, bizler olmasa da gelecek nesiller öğrenecektir. Çünkü, CHP’ye yapılan operasyonlar, siyasette tarihsel bir kırılma noktasıdır. Bu operasyonla, Kılıçdaroğlu ve ekibini, artık AKP iktidarının siyasi ömrünü uzatmak isteyen bir rol üstlenen, siyasi geleceklerini AKP’nin iradesine teslim eden Cumhur İttifakının bir dişlisi olarak görmek yanıltıcı olmaz. Bunun anlamı da, iç ve dış güçlerin istediği rejim değişikliği sürecine büyük katkı sunmaktır.

YORUMLAR