
Birkaç gün önce AK Parti tarafından düzenlenen Uyuşturucu ile Mücadele Günü sempozyumu, yalnızca bir program değil; toplumun en derin yaralarına dokunan bir farkındalık buluşması olarak hafızalara kazındı.
Pınar Yavaş olarak katıldığım bu programda, Klinik Psikolog Ceren Mernekli, İzmir TUMED Psikoloğu Özlem Tunç, Bağımlılık Danışmanı Duygu Tor ve Basader Başkanı Nejla Şivasan önemli değerlendirmelerde bulundu.
Salonda paylaşılan her hikâye, gerçek hayatların izlerini taşıyordu. Bir yanda bilimsel bilgilerle bilinçlenirken, diğer yanda yaşanan acıların ağırlığı hepimizin içine işledi. Sessizlikler uzadı, gözler doldu, kelimeler boğazlarda düğümlendi.
Sahada oldugum için çok acı hıkayelerle karsılastım dedi duygu Tor konuşmaya basladık
Ama bizim yaptığımız şey klasik bir röportaj değildi…
Aslında planlanan bir röportaj vardı; fakat sohbet ilerledikçe bu görüşme resmi bir röportajdan çok daha öteye geçti. Bir dertleşmeye, bir iç döküşe dönüştü. Kelimeler yerini duygulara bıraktı.
Duygu Tor, bağımlılığın nasıl başladığını, “kontrol edebilirim” yanılgısının nasıl bir yıkıma dönüştüğünü anlatırken umut hikâyelerine de yer verdi. Hayata yeniden tutunan gençler, mücadeleyi kazanan aileler vardı… Ama her hikâye aynı sonla bitmiyordu.
Ve anlattığı en ağır hikâye, aslında salonda değil, benimle yaptığımız o özel sohbet sırasında ortaya çıktı…
Uzun süre haber alınamayan bir gençten bahsetti. Ailenin günlerce süren çaresizliği, ulaşma çabaları ve sonunda gelen o yıkıcı haber…
O süreci anlatırken sesi titriyordu.
O sabahı ise unutamıyordu…
“Sabah kahvaltıdaydım… ağzımdaki lokma bir anda düştü… konuşamadım…”
Çünkü o anda telefon çalmıştı.
Arayan anneydi.
Ağlamaktan konuşamıyor, feryadı kelimelere değil doğrudan yüreğe dokunuyordu. Zorla kurduğu cümle hâlâ kulaklardaydı:
“Oğlumun ölüm haberini verdiler…”
O an zaman durmuş gibiydi.
Duygu Tor gözleri dolarak şunu söyledi:
“Keşke o çocuğa ulaşabilseydik… Keşke bir kere olsun konuşabilseydim…”
O an sadece bir hikâye dinlenmiyordu…
Bir kayıp, bir çaresizlik ve bir insanın içindeki derin pişmanlık hep birlikte hissediliyordu.
Pınar Yavaş olarak ben de o anı sadece dinlemedim… hissettim. Çünkü bağımlılık; sadece bireysel bir sorun değil, bir ailenin çöküşü, bir annenin sessiz çığlığı, bir toplumun ortak yarasıdır.
Ve bugün bir kez daha şunu gördük:
Uyuşturucu ile mücadele sadece uzmanların değil, hepimizin sorumluluğudur.
Susmamak gerekir… sessiz kalmamak gerekir…
Çünkü sessizlik bazen en büyük kayıptır.
Ne yapabiliriz?
Bilinçlenebiliriz…
Çevremizdeki gençleri daha dikkatle gözlemleyebiliriz…
Bir değişimi fark ettiğimizde görmezden gelmeyebiliriz…
Ve en önemlisi, konuşabiliriz.
Bugün verilen en önemli mesaj şuydu:
“Görmezden gelme… susma… fark et… destek ol…”
Ve geriye kalan en ağır cümle yine aynıydı:
“Keşke zamanında ulaşabilseydik…”

YORUMLAR