Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yusuf Özbakır
Yusuf Özbakır

Umutlardan Bir Demet

Beyaz Zambaklar Ülkesinde” oldukça umut verici bir kitap. Ancak umut kavramına inanıyorsanız tabii.
Kimileri için hayaller ülkesi olan Finlandiya’nın kuruluş hikayesini, daha doğrusu toplumun umut kazanmasını anlatan bu kitap, insanın fıtratında toplum olmanın önemini vurgulayarak çok temiz bir toplum mühendisliği örneklendirmesi yapıyor.
Peki neden size Atatürk’ün bile önerdiği –Ki neden önerdiğini anlamak zor değil.– ve fazlasıyla üne sahip bir kitaptan bahsediyorum diye soracaksınız…
Çünkü insanlar umutsuz, en büyük sebebi de kendileri.
Çoğu insan gelecek düşünmüyor, bugününü çıkarmaya bakıyor.
Oysa hayat bir günden ibaret değil.
Aksine, güzel yarınlar için beklemek, elinde bir fırsat varsa güzel yarınlar için çabalamak, onları yaratmak gerekir. Bu fırsatlar bazen bir iş teklifi, bazen yeni kayıt haberini gördüğünüz bir kurs, bazen ise sizinle aynı yolda yürümek isteyen insanlardır.
Fakat siz bunları görmezden gelip kendi dertlerinize kafa yormaya çalıştığınızda bunun size tek getirisi daha büyük hüzün ve kederle dolu yeni dertler olur.
Hayatınızı dramatize etmek sizin bir roman karakteri gibi mutlu sona ulaşacağınız anlamına gelmiyor. Şayet oldukça gerçek hayatlarımız var.
Yazar ister ki, okuyucu ana karakterin düştüğü bahtsız durumları görsün, onunla dertlensin, karamsar bir havaya girsin ki, hikâyenin sonunda başarıya ulaştığını görünce mutlu olsun.
Evet, bu bir kitapta, filmde veya bir dizide böyle olabilir ama bizler ne roman karakteriyiz ne de birer destan kahramanı… Kader kavramı bizler için yazılmış değil, bir düzen var.
Siz umutsuzlukla yaşadığınız sürece, çevreniz de sizlerle bu umutsuzluğa kapılacaktır.
Beyaz zambakları bilmiyorum, ancak boynu bükük kardelenler benim için her zaman bir keder tablosu olacak.
Bugün dünyanın en sevilen popüler kültür eserlerine bakın; misal Superman her hikayesinde vurguladığı üzere, önce kostümündeki “S” harfi ile sonra da yapmamayı seçtikleri ile kendini bir umut meşalesine çevirmiştir. Umut dolu insanlar Superman’i, karamsar insanlar Batman’i rol model alır.
Başka bir örnek olan Star Wars filminde(Yıldız Savaşları: Yeni Bir Umut – 1977) ana karakterimiz Luke, kaybedecek bir şeyi kalmadığını anladığı anda kendine bir amaç aramaya başlar ve bu yolun onu sonraki filmlerde götürdüğü yer, galaksinin en zalim adamını aydınlığa çekme çabasıdır.
Bu eserlerin bu kadar sevilmesinin sebebi apaçık bir şekilde insanlarda umut ışığı uyandırmasıdır. Aynen “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabı gibi.
Kitabın son bölümünde bir destandan bahsedilir; kötü ruh ve iyi ruh karşı karşıya kalırlar. Kötü ruh iğrenç dilini zekice kullanarak iyi ruhu ikna etmeye çalışır fakat iyi ruh buna karşılık sadece gülümser ve ona daha da zekice sorular sorarak kendinden şüphe ettirir.
Kötü ruh anlamlandıramaz, “Havva’ya elmayı yediren benim, İsa’yı çarmıha gerdiren benim, dünya çapında savaş çıkaran yine benim! Nasıl olur da benim başarısız olduğumu söylersin?” Sorusuyla iyi ruhu öfkelendirmeye çalışan kötülük, ne yaparsa yapsın amacına ulaşamaz. İyi ruh kendi göğsüne bir yumruk atar, çıkan ışık bir meşaleyi yakar. Umudun ışığıdır bu yanan meşale.
Kötü ruh üfleyerek söndürür. İyi ruh tekrar yakar. Tek farkı; bu ateş daha da harlanmıştır artık.
Bunu neredeyse bin kere tekrar ederler, en sonunda bu umut ışığı o kadar büyümüştür ki artık kötülüğün nefesi yetersiz kalmıştır söndürmek için.
Bu hikâyeden yapacağınız çıkarım hayatınızda nasıl bir insan olacağınız açısından size seçim şansı sunar.
Siz umut meşalesi sönmeyen iyiliğin tarafında mısınız? Yoksa tüm çevresine, sevdiklerine, hatta en çok da sevenlerine dert yığmaktan başka bir şey yapmayan, ilerlediği yolda sizi de mutluluğa ulaştıracak insanları görmezden gelen, yolunuzu aydınlatmak için dahi olsa her ateşten korkan ve onu söndürmeye çalışan kötülüğün tarafında mı?
Luca MacDonald şöyle diyor; “Ben içimde hayatın ateşini, zihnin ateşini, vicdanın ateşini, iyilik ateşini taşıyorum. Her defasında yanıyor, sönmüyorum.”
Ne kadar zor da olsa, ben de sönmemeyi tercih ederim.
Çünkü bilirim ki bir gün sönsem bile, bazı yangınlar küllerinizden doğmanızı sağlar..
Peki sorarım size, yıldız gibi parlamak için, önce yanmak gerekmez mi?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER