Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gulay Dilbaz
Gulay Dilbaz

20 TEMMUZ’DA “AYŞE TATİLE ÇIKSIN”

20 Temmuz 1974, Saat 05.05.
Akdeniz’in lacivert suları, şafak sökmeden hemen önce motor sesleriyle titremeye başladı. Gökyüzünde Kayseri’den kalkan Hava İndirme Tugayı’nın C-130 nakliye uçakları belirdi; Kıbrıs semaları adeta beyaz paraşütlerle çiçek açtı. Birkaç dakika sonra, Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu komutasındaki 50. Piyade Alayı ve Amfibi Deniz Piyade Alayı unsurları Girne’deki Yavuz Çıkarma Plajı’na ilk adımı attı. Bir komutan olarak o an, botun rampası aşağı indiğinde göğsüme çarpan o sıcak hava dalgasını ve barut kokusunu hiç unutmadım. Omzumdaki rütbelerin ağırlığı, cebimde taşıdığım aile fotoğrafı ve arkamda bıraktığım her şey, o sahilde vatanlaşan toprağın kutsallığı yanında bir hiçti. Biz adaya sadece askeri bir harekat için gelmemiştik; Kıbrıs Türk halkının yıllardır süren çığlığına etten ve kemikten bir kalkan olmaya, kalıcı bir barış getirmeye gelmiştik.
Askeri strateji kitapları size haritaları okumayı, cephe hatlarını yarmayı ve lojistik koordinasyonu öğretir. Ancak hiçbir askeri doktrin, Mehmetçik ile Mücahit’in Lefkoşa sokaklarındaki o ilk kucaklaşmasındaki ruhu tarif edemez. Beşparmak Dağları, düşman tahkimatıyla örülmüş geçilmez bir duvar gibi önümüze dikilmişti. Teknik olarak imkansız görünen o dik yamaçları, tankları yukarıya çıkaran şey motor gücü değil, sarsılmaz bir inançtı. Rumların havan saldırısında şehit düşen Tankçı Üsteğmen Yavuz Sokullu’nun adını verdiğimiz o plajda, askerlerimin gözlerindeki o kararlılığı, mermilerin vızıldadığı siperlerde birbirlerine sarılarak “Önce vatan” diyişlerini ömrüm boyunca yüreğimde taşıdım.
İlk dalga Girne-Lefkoşa hattını birleştirirken, diplomatik masaların tıkanmasıyla takvimler 14 Ağustos’u gösterdiğinde o tarihi şifre kulaklarımızda yankılandı: “Ayşe tatile çıksın.” İşte bu parola, adanın doğusundan batısına çekilecek olan o çelikten özgürlük hattının doğuşuydu. İkinci harekâtla birlikte yönümüzü bir yanda kuşatma altında direnen Gazi Mağusa’ya, diğer yanda acı içinde kurtarılmayı bekleyen Lefke’ye çevirdik.
Mağusa Kalesi’nin burçlarında aylardır açlığa, susuzluğa ve ağır topçu ateşlerine karşı destansı bir müdafaa veren Mücahitlerin feryadına yetişmek namus borcumuzdu. Tanklarımızın palet sesleri Mağusa ovalarında yankılandığında, surların arkasından yükselen sevinç çığlıkları telsizlerimizden dalga dalga yayılıyordu. Aynı amansız iradeyle batıya, Lefke hattına yöneldik. Rum havanlarının gölgesinde hayatta kalmaya çalışan Lefke Türklerini özgürlüğe kavuşturduğumuzda, batı sınırımız da mühürlenmiş oluyordu. Girne’de başlayan harekat; Mağusa’nın cesareti ve Lefke’nin direnciyle birleşerek Kıbrıs Türkünün coğrafyadaki ebedi sınırlarını çizdi.
Fakat bu harekâtı askeri bir başarıdan çok daha öteye taşıyan, cephenin gerisinde atan o devasa yürekti: Kıbrıs Türk halkının ve Anadolu’nun sarsılmaz birlik ve beraberliği. Lefkoşa’nın, Boğazköy’ün, Mağusa’nın ve Lefke’nin ara sokaklarında evini mühimmat deposuna çeviren analar, yaralı askerlerimizin üzerine titreyen genç kızlar, elinde avucunda ne varsa Mehmetçik ile paylaşan ihtiyar mücahitler… Cephede biz tetiğe basarken, arkamızda tek bir vücut olmuş koca bir ordu halk vardı. Rauf Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük’ün yaktığı o özgürlük meşalesi, Anadolu’dan gelen evlatların canını siper etme arzusuyla birleştiğinde, karşımızda hiçbir ordunun duramayacağı çelikten bir kale inşa edilmiş oldu.
Bugün, 20 Temmuz’un yıl dönümünde arkama dönüp baktığımda, sadece askeri bir Zafer görmüyorum. Barut kokularının arasından yükselen özgürlük çığlıklarını, canını feda eden aziz şehitlerimizin bıraktığı o kutsal mirası ve her şeyden önemlisi, bir ve beraber olduğumuzda neleri başarabileceğimizi görüyorum. 20 Temmuz, Kıbrıs Türk kardeşlerimizin küllerinden yeniden doğduğu, zulmün bittiği ve adaya kalıcı barışın mühürlendiği günün adıdır.
Biz görevimizi yaptık; toprağı vatan kıldık. Şimdi sıra, o gün meydanlarda kurulan bu sarsılmaz birliği sonsuza dek yaşatmaktır. Tüm şehitlerimizin ruhu şad,
Gazilerimizin sağlık sıhhat afiyetleri daim,
20 Temmuz Barış ve Özgürlük günümüz kutlu,
Dünyada Barış ve Özgürlük her yerde ve her zaman kalıcı olsun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER