Bugün ne küresel siyasetin gerilen iplerini ne de ekonominin her gün değişen dalgalı seyrini konuşacağız. Bugün, sokaklarımızı, evlerimizi ve en önemlisi geleceğimizi sessiz ama acımasız biçimde kuşatan devasa bir tehlikeyi; uyuşturucu belasini masaya yatırmak zorundayız. Çünkü bu mesele, asayiş bültenlerine sıkıştırılacak sıradan bir polisiye vaka değildir. Bu, topyekûn bir varoluş, halk sağlığı ve gelecek mücadelesidir.
Hem Türkiye’de hem de dünyada uyuşturucu baronları ile organize suç örgütleri her geçen gün yöntem değiştiriyor. Sentetik uyuşturucuların laboratuvarlarda kolayca üretilebilir hâle gelmesi, internetin ve karanlık ağların lojistik üsler olarak kullanılması, tehlikenin boyutunu küresel ölçekte tarihin en yüksek seviyelerinden birine taşıdı. Artık tehdit yalnızca uzak mahallelerde, kuytu sokaklarda değil; akıllı telefon ekranlarında, bir sosyal medya mesajının ucunda, çocuklarımızın parmaklarının hemen dibinde duruyor.
Peki bu küresel ve yerel kuşatmaya karşı ne yapıyoruz? Daha önemlisi, ne yapmalıyız?
Bunu bir halka sesleniş kararlılığıyla söylemek gerekir: Bu savaşı yalnızca polisiye tedbirlerle kazanamayız. Emniyet güçlerimizin, jandarmamızın tonlarca uyuşturucu ele geçirmesi, sınır hatlarında kuş uçurtmaması hayati derecede kıymetlidir ve her türlü takdirin üzerindedir. Ancak bataklığı kurutmanın yolu yalnızca sivrisinek avlamaktan geçmez.
Her şeyden önce aileyi ve toplumu koruyan kalkanı güçlendirmeliyiz. Çünkü mücadele evde başlar. Çocuklarımızla kurduğumuz bağı kuvvetlendirmek, onların yalnızlıklarını, kırılganlıklarını ve çıkmazlarını zamanında fark edebilmek ilk savunma hattımızdır. Bir genci uyuşturucunun pençesinden korumanın en etkili ve en kalıcı yolu; ona sevgi, aidiyet ve güvenli bir liman sunmaktır.
Eğitim ise bu mücadelenin ikinci büyük cephesidir. Okullarımız yalnızca akademik başarı merkezleri değil, aynı zamanda hayata karşı direnç kazandıran kurumlar olmalıdır. Gençlere “hayır” diyebilme becerisini, akran baskısına karşı dik durmayı, riskli durumları tanımayı öğretmek zorundayız. Maddenin sahte cazibesini ve ölümcül sonuçlarını, merdiven altı dedikodulardan değil; bilimsel verilerle, pedagojik yöntemlerle ve doğru rehberlikle okul sıralarında öğrenmeliler.
Bir diğer hayati başlık ise rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırmadır. Bağımlılık çoğu zaman bir suçtan çok bir hastalıktır. Bu bataklığa bir kez düşmüş gençlerimizi dışlamak, damgalamak ve yalnızlaştırmak; onları yeniden suç örgütlerinin kucağına itmekten başka bir işe yaramaz. Tedavi merkezlerinin kapasitelerini artırmak, psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmek, tedavi sonrası bireyleri istihdama, eğitime ve sosyal yaşama entegre edecek güçlü devlet ve sivil toplum ağları kurmak zorundayız.
Öte yandan uyuşturucu küresel bir ticaret ağıysa, mücadele de küresel olmak zorundadır. Ülkeler arası istihbarat paylaşımı artırılmalı, sınır aşan suç örgütlerine karşı ortak operasyon kabiliyeti geliştirilmelidir. Özellikle dijital dünyada uyuşturucu ticaretinin döndüğü platformlara karşı siber savunma sistemleri en üst düzeye çıkarılmalı; karanlık ağlar, sosyal medya kanalları ve çevrim içi dağıtım ağları çok daha sıkı biçimde takip edilmelidir.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Bu ülkenin, bu dünyanın hiçbir evladını uyuşturucu baronlarının kirli emellerine feda etmeye niyetimiz yok. Sokaklarımızı zehir tacirlerine, yarınlarımızı bağımlılık esaretine teslim etmeyeceğiz. Bu mücadele; anne babaların, öğretmenlerin, doktorların, kolluk kuvvetlerinin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun ve medyanın, kısacası hepimizin ortak namus borcudur.
Gözümüzü kapatarak yok sayamayacağımız bu gerçekle yüzleşmek zorundayız. Çünkü bugün sesimizi yükseltmezsek, yarın çok geç olabilir. Geleceğimize, gençlerimize ve temiz bir topluma sahip çıkmak için; kararlılıkla, bilinçle ve sıfır tolerans anlayışıyla hep birlikte yürümeye devam etmeliyiz.

YORUMLAR