Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Tuna Büyükşahin
Tuna Büyükşahin

SİSTEM; “ERKEK EGEMENLİĞİ VE ŞİDDET” ÜRETİYOR…!

Siyaset, ekonomi, seçim, sandık… Ne konuşursak konuşalım ne yazarsak yazalım. Okul basıp öğretmen döven veliler, okul da öğretmenini arkadaşlarını yaralayan darp eden öğrenciler… Ve, sosyal medya da 50’lili yaşlarda iktidarı destekleyen bir kadının “AKP den önce hastanelerden  randevu alamıyorduk, şimdi çok şükür doktor dövüyoruz” diye yaptığı paylaşıma binlerce etkileşim alkış. Bu tablo da, önce Siverek ardından Kahramanmaraş. Bir öğrenci 5 tabanca 7 şarjörle okula gelip katliam yapıyor. Biri öğretmen 8’i öğrenci yitip giden 9 can.
İktidar ve yandaşlarının “münferit” birer kriminal vaka ya da basit birer “güvenlik zafiyeti”, “gerekli önlemleri alıyoruz” açıklamaları, muhalefetin TBMM de bu konu da verdiği araştırma önergelerinin AKP- MHP oyları ile reddedilmesi. Her konu da konuşup yazan, her konunun uzmanı Herbokolog”lardan olmak hem insanın kendini kandırması hem okura saygısızlıktır. TV de sabah kuşağında magazin, öğlen yemek, kim kimi terk etmiş, kim kimle kaçmış, akşam siyaset ve ABD- İran savaşını yorumlayan askere gitmemek için sahte rapor alanların, Teksas’a dönen ülke de suç makinesine dönüşen suçlu çocuklar, suça sürüklenen çocuklara ilişkin görüş bildirmeleri toplumun anne- babaların, çocukların da psikolojisini olumsuz etkiliyor gerçeğini görmek gerekiyor.
O nedenle, bu konuda bir bilim dalı olan psikolojinin, “bu çocukların karıştığı kriminal olaylar psikiyatrik bir  hastalığın sonucu değil” görüşüne saygı duymak gerekir.  Türkiye Psikiyatri Derneği, bu konu da yayınladığı yazılarda, “bu olaylar çocuk ve ergen ruh sağlığını, eğitim hakkını ve toplumsal iyilik halini doğrudan hedef alan sistemik bir krizin dışa vurumu”  diyor ve uyarıyor; “Ancak bu krizi doğru okumak için, okulu sadece dört duvar, saldırganları ise “hasta” kişiler olarak görmekten vazgeçmemiz gerekiyor.
Saldırıları gerçekleştirenlerin sosyo ekonomik durumları, ruhsal sıkıntıları, cinsel yönelimleri, politik ve dini inançları ya da inançsızlıkları ile saldırı arasında nedensel bağ kurmaya kalkanlar, eğer bilgisiz değillerse kötü niyetli, sorumluluktan kaçan ya da böylesi bir acıdan bile politik rant devşirmeye kalkan ahlaksızlardır. Bu değişkenlerden hiçbiri ile okul saldırıları arasında nedensel bağ bilimsel olarak gösterilmiş değil”
Her konu da olduğu gibi bu konuda da, sosyal medya da, iktidar ve muhalif hesaplarda, çocuk suçlarında olduğu gibi, Kahramanmaraş katliamını yapan 14 yaşındaki saldırgan çocuğun poligonda atış yaparken, doğum gününü kutlarken, okulda dans ederken çekilen fotoğraf ve görüntüleri kullanıldı. Bunu yaparken, saldırgan çocuğun WhatsApp profiline ABD’de 6 kişiyi katleden Elliot Rodger’ın fotoğrafını koymasının bu tür görsellerin ne kadar sakıncalı, özendirici olduğu bile düşünülmedi.
Tüm suçlarda olduğu gibi, suçun türü, suçluların yaşı mesleği, eğitim durumu ne olursa olsun saldırıları özendirici görsel ve bilimsel adı altında yanlış görüş ve verilerle topluma sunmamak servis etmemek olmalı. Toplumda korku ve panik etkisi yaratmaması için özen göstermek olmalı. Ne yazık ki, bu yapılmıyor, aksine her olayın korku ve endişenin yayılmasına aracılık eden bir malzeme olarak kullanılıyor. Bu da en çok, toplumu “sus, otur, eleştirme, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyen iktidarın istediği ortamı yaratıyor. Bu nedenle iktidar, okul saldırılarının temel nedenlerine yoğunlaşmıyor; kamu otoritesinin sorumluluğunu, eğitim sistemindeki bozulmayı yok sayıyor. Bunun göstergesi de, saldırıları, bireysel ve ailevi problem,  saldırının önlenememesini de güvenlik sorunu olarak göstermek istemesi. Aynı hataya mugalefette zaman zaman düşüyor.
Tüm bu olanlara polisiye yaşanmışlık olarak bakılınca da çocuklar, “suç”un odağına konuluyor, güvenlik tehdidi olarak çocuklar gösteriliyor, çocukların gözaltıları da tehlikeyi önleyecek bir yöntemmiş gibi topluma sunuluyor medyada
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar ise, okul saldırılarının iyi gitmeyen, giderek bozulan ve hastalanan sistemin güçlü bir belirtisi olduğu konusu olduğuna dikkat çekiyor. “Saldırıların hemen ardından zanlının profiline ilişkin üretilen “ezber” yargılar; bilgisayar oyunları, dini inançlar, etnik köken, cinsel yönelim ya da ekonomik sınıfa dair yakıştırmalar, asıl sorunu  perdelemekten başka bir işe yaramıyor” görüşünü savunan Prof. Candansayar’a göre, şiddet zanlılarını belirli bir kalıba sokmaya çalışmak, ailelerin “acaba benim çocuğum da öyle mi?” kaygısını hafifletmekten öteye geçmiyor. Oysa gerçek veriler bize bambaşka bir tablo çiziyor. En çarpıcı gerçek ise toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili: Yine bilimsel verilere göre;  Saldırıların yüzde 90’ında failin erkek olması, sistemin nasıl bir “erkeklik” ve “şiddet” kültürü ürettiğinin somut kanıtı. Tam bu noktada, “İncel” (istemsiz bekarlar) olgusu ile yükselen erkek egemen dile dikkat kesilmek gerek. İktidar  eliyle de beslenen bu hegemonik erkeklik anlayışı, kadına yönelik şiddetin sistematik olarak cezasız bırakılmasıyla doğrudan besleniyor. Kadın-erkek eşitliğinin reddi ve kadın özgürleşmesine karşı duyulan bu kolektif öfke de, şiddeti meşrulaştıran bir zemin hazırlıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER