İzmir’in değişen siyasi dengeleri, yıllardır çözüm bekleyen sorunları ve halkın hizmet özlemi…
Evettttt… Sonunda kale yıkıldı!
Uzun zamandır temellerine kadar inen çatlaklar, sonunda kalenin yıkılmasına neden oldu. Ne yazık ki yıllar içinde bu çatlaklar onarılamadı. Aksine, temelin daha da zayıflamasına neden olan gelişmeler yaşandı.
Tabii ki bu bir benzetme… Hani bir söz vardır ya: Güvenme kalene, gün gelir yıkılır!
Bir İzmirli olarak üzüleyim mi, sevineyim mi, inanın ben de şaşkınlık içindeyim. İzmir’in geleceği ne olacak, bundan sonra bu şehirde neler yaşanacak, hep birlikte merakla bekliyoruz.
Türkiye, yüzyıllar boyunca neler gördü, neler yaşadı, nice siyasi dönemler geldi geçti. Ancak bugün yaşananları izlerken insan ister istemez düşünüyor: Demokrasi adına, halkın iradesi adına konuşanların yaşananlar karşısındaki tutumu ne olacak?
İzmir, İzmir olalı böylesine tartışmalı bir siyasi atmosfer gördü mü, doğrusu sorgulamak gerekiyor.
İstediğimiz kadar öfkelenelim, istediğimiz kadar tepki gösterelim… Atalarımız boşuna dememiş: “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”
Elbette her iddia kendi içinde değerlendirilmeli, herkes hukuk önünde eşit olmalı. Ancak yaşanan gelişmelerin toplumda yarattığı güvensizliği ve hayal kırıklığını da görmezden gelemeyiz.
BİR ZAMANLAR KÜLLERİNDEN DOĞAN İZMİR…
İzmir, tarih boyunca büyük acılar yaşadı. İşgal yıllarında yıkımlarla, yangınlarla ve büyük kayıplarla karşı karşıya kaldı. Ancak bütün bunlara rağmen küllerinden yeniden doğmayı başardı.
Tıpkı efsanelerde anlatılan Anka kuşu gibi…
O günlerde ateşle sınanan İzmir, bugün başka bir yangının içinde. Bu kez karşımızda fiziki bir yangın değil; siyasi tartışmaların, yönetim krizlerinin ve hizmet beklentilerinin gölgesinde kalan bir şehir var.
Demokrasi diye haykıranlar nerede? Cumhuriyet değerlerini savunmak için kıyamet koparanlar nerede?
Seksenli yılları da gördük, o yıllarda büyüdük. Siyasetin nice dönemine tanıklık ettik. Ancak bugün İzmir’de yaşananları izlerken insan ister istemez soruyor: Bir şehrin kaderi, siyasi hesaplaşmaların gölgesinde ne kadar daha kalacak?
Bir deyimimiz vardır: Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık…
Kime kızalım, kime sitem edelim? Kimin kapısını çalıp hesap soralım?
Sonuçta ortada, yaşanan gelişmelerden dolayı kaygı duyan ve geleceğini merak eden bir İzmir halkı var.
İZMİR YATIRIM BEKLİYOR, İZMİRLİ HİZMET BEKLİYOR!
İzmir halkı artık tartışmalardan çok somut adımlar görmek istiyor.
Aylardır, yıllardır bu şehre yatırım yapılsın, sorunlar çözülsün, İzmir hak ettiği hizmete kavuşsun diye bekliyoruz.
Peki, İzmir bunu hak etmiyor mu?
Bir zamanlar sokaklarında daha rahat dolaştığımız, günlük yaşamın bugünkünden daha kolay olduğunu düşündüğümüz bir şehir vardı. Elbette geçmişte de sorunlar yaşanıyordu. Ekonomik sıkıntılar vardı, esnafın dertleri vardı. Ancak bugün kentin günlük yaşamını etkileyen sorunların büyüklüğü, vatandaşların sabrını zorluyor.
Çöp sorunları, toplu ulaşımda yaşanan sıkıntılar, çevre ve halk sağlığını ilgilendiren meseleler, kamusal alanlardaki eksiklikler…
Bunlar yalnızca siyasi tartışmaların konusu değil, doğrudan insanların yaşam kalitesini ilgilendiren sorunlardır.
Bir belediyenin temel görevi halka hizmet etmektir. Vatandaşın vergileriyle oluşturulan kaynakların yine vatandaşın yararına kullanılması, yerel yönetimlerin en önemli sorumluluğudur.
İzmirliler artık mazeret değil çözüm, söz değil hizmet, tartışma değil sonuç istiyor.
SEVGİLİ CHP’Lİ BELEDİYELER, İZMİR HALKI SİZE NE SORDU?
Yıllardır elinizde çeşitli imkânlar varken İzmir halkının temel sorunları neden kalıcı biçimde çözülemedi?
Kentte yaşanan aksaklıklar neden zamanında giderilemedi? Vatandaşların şikâyetleri neden yıllar boyunca birikerek büyüdü?
Elbette her iddia hukuki çerçevede değerlendirilmeli ve hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan hüküm verilmemelidir. Ancak kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili iddialar toplumda soru işaretleri oluşturuyorsa bu sorulara açık, şeffaf ve tatmin edici cevaplar verilmelidir.
Çünkü mesele yalnızca siyaset değildir.
Mesele kamu kaynaklarıdır. Mesele vatandaşın alın teridir. Mesele çocuklarımızın geleceğidir.
Mesele, ihtiyaç sahibi insanların hakkıdır.
Mesele, belediyelere güvenerek oy veren vatandaşların beklentileridir.
Geçtiğimiz yaz aylarında İzmir’in çöp sorunuyla gündeme gelmesi hepimizi üzmedi mi? Kentin çeşitli noktalarında yaşanan çöp birikimleri, vatandaşların tepkisine neden olmadı mı?
Belediye işçilerinin grevi sırasında hizmetlerde yaşanan aksamalar, İzmir halkının günlük yaşamını doğrudan etkilemedi mi?
Şimdi ise çalışmalar devam ediyor, sokaklar temizleniyor, hizmetlerin sürdürülmesi için çaba gösteriliyor.
Öyleyse insan sormadan edemiyor:
Madem hizmet üretmek mümkün, vatandaşlar neden bu sıkıntıları yaşamak zorunda kaldı? Sorunlar neden daha önce çözülemedi? Halkın mağduriyetini azaltacak tedbirler neden zamanında alınamadı?
Bu soruları sormak kimsenin düşmanlığı değildir. Bu, vatandaş olmanın ve hesap sorabilmenin doğal bir sonucudur.
YAZDIK, ÇİZDİK, ANLATTIK… PEKİ, NE DEĞİŞTİ?
Ben de yıllardır kaleme aldığım yazılarda İzmir halkının ortak sıkıntılarını dile getirdim.
Belediyelerin hizmet eksikliklerinden, genel sağlık koşullarını tehdit edebilecek çevresel sorunlardan, toplumsal yaşam alanlarındaki yetersizliklerden, toplu ulaşım araçlarından ve güzergâhlardaki aksaklıklardan bahsettim.
Vatandaşın sesini duyurmaya, sorunları gündeme taşımaya çalıştım.
Peki, sonuç ne oldu?
Şikâyetler büyüdü, beklentiler arttı, ancak pek çok sorun vatandaşın gündeminden düşmedi.
Eğer bugün yaşananların temelinde mali yönetimle ilgili sorunlar varsa bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Belediyelerin bütçeleri, harcamaları ve kamu kaynaklarının kullanımı şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır.
İzmir halkı, yaşadığı sorunların nedenini bilmek istiyor.
Kamu kaynakları doğru kullanıldı mı? Yatırımlar neden gecikti? Temel belediye hizmetlerinde yaşanan aksaklıkların sorumluluğu kimde?
Bunlar cevapsız bırakılmaması gereken sorulardır.
Çünkü İzmir, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir şehir değildir. İzmir, her gün hizmet bekleyen insanların evidir.
GÜVENME KALEYE, GÜN GELİR YIKILIR!
Bir atasözümüz vardır:
“Güvenme güzelliğine, bir sivilce yeter; güvenme zenginliğine, bir kıvılcım yeter.”
İzmir’in yaşadıkları da bana bu sözü hatırlatıyor.
Yıllarca değişmez sanılan siyasi dengeler değişebilir. Güçlü görünen yapılar zayıflayabilir. Kendini güvende hissedenler, bir gün hiç beklemedikleri gelişmelerle karşılaşabilir.
Hiçbir siyasi yapı, sonsuza kadar aynı güçle ayakta kalacağını düşünmemelidir. Çünkü demokrasilerde asıl güç makamların veya siyasi kalelerin değil, halkın güveninin arkasında durur.
Halkın güvenini koruyamayanlar, gün gelir o güvenin kaybıyla yüzleşir.
Ancak burada asıl mesele, bir kalenin yıkılmasıyla sevinmek ya da üzülmek değildir.
Asıl mesele, o kale yıkıldıktan sonra İzmir’in ne kazanacağıdır.
Yeni bir dönem başlayacaksa bunun adı yalnızca siyasi değişim olmamalıdır. İzmir için yeni bir hizmet anlayışı, şeffaflık, hesap verebilirlik ve vatandaşın ihtiyaçlarını önceleyen bir yönetim anlayışı ortaya konulmalıdır.
İzmir’in sokakları temiz olmalı, ulaşımı kolaylaşmalı, yeşil alanları korunmalı, esnafı nefes almalı, gençleri geleceğe umutla bakmalıdır.
İzmirliler, yaşadıkları şehirde kendilerini değerli hissetmelidir.
SON SÖZÜM İZMİR HALKINA…
Doğrusu o kadar üzgünüm ki bazen köşe yazısı mı yazıyorum, yoksa içimi mi döküyorum, ben de bilemiyorum.
Çünkü mesele yalnızca siyasi gelişmelerden ibaret değil. Mesele, doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşadığımız şehre duyduğumuz sevgi ve onun geleceğine ilişkin kaygılarımızdır.
İzmir bunu hak etmiyor.
Bu şehir, siyasi tartışmaların arasında kaybolmayı değil, gelişmeyi hak ediyor. İzmirli, yıllarca aynı sorunlarla boğuşmayı değil, yaşam kalitesinin yükseldiğini görmeyi hak ediyor.
Umarım bundan sonra İzmir için yeni bir sayfa açılır. Umarım siyasi hesaplaşmaların yerini hizmet, karşılıklı suçlamaların yerini şeffaflık, verilen sözlerin yerini de somut çalışmalar alır.
Ve umarım İzmir halkı da bir silkinir; kendisine sunulan hizmetin değerini, hakkını ve hukukunu daha güçlü biçimde savunur.
Çünkü hiçbir siyasi parti, hiçbir belediye başkanı ve hiçbir yönetim halkın üzerinde değildir.
Seçimler gelip geçer, makamlar el değiştirir, siyasi dengeler değişir. Ama bir şehrin geleceği, o şehirde yaşayan insanların hayatını doğrudan etkiler.
İzmir yeniden ayağa kalkmalı. Küllerinden doğan bu güzel şehir, bir kez daha hak ettiği değere kavuşmalı.
Güvenme kalene, gün gelir yıkılır…
Ama asıl mesele, kale yıkıldıktan sonra geriye ne bırakıldığıdır.
İzmir’in ihtiyacı yeni bir siyasi kale değil, halkına hizmet eden bir yönetimdir!


Harika bir yazı