Zorluğa Dayanmak, Huzuru Hak Etmediğiniz Anlamına Gelmez
Birçoğumuz hayat yolculuğunda, tıpkı bu hissiyatın içinden geçiyoruz. Yıllarca omuzlarımızda taşıdığımız duygusal yükler, feda ettiğimiz hayaller, fırtınalarda dimdik durma çabalarımız ya da gördüğümüz haksızlıklar bizi adeta birer çöl yolcusuna çeviriyor.
Kendi içimizdeki kuraklığa, sevgisizliğe ya da yalnızlığa o kadar alışıyoruz ki, karşımıza gerçek bir huzur, samimi bir sevgi veya kendimiz olabileceğimiz ferah bir alan çıktığında geri çekiliyoruz. “Bu bana göre değil. Ben zora alışkınım.”, “Fazla iyi şeyler bana uğramaz.” gibi sessiz kabulcülüklerle kendimizi yine o alışık olduğumuz kuraklığa mahkûm ediyoruz.
Oysa dayanıklı olmak, ebediyen çile çekmeye mahkûm olmak demek değildir. Güçlü görünmek zorunda kalmış olmanız, şefkatle sarmalanmayı hak etmediğiniz anlamına gelmez. Hayatın size sunduğu çetin sınavlara göğüs germiş olmanız, ruhunuzun dingin bir limanda dinlenmeye ihtiyacı olmadığını göstermez.
Alışkanlıkların Ötesine Geçmek
Zor şartlara alışmak bir hayatta kalma mekanizmasıdır; ancak orada çakılı kalmak bir kader değildir. İnsan kalbi yalnızca ayakta kalmak için değil; hissetmek, yaşamak, serinlemek ve sarmalanmak için çarpar.
Kendi değerinizi, geçmişte katlandığınız acıların ya da katlanmak zorunda kaldığınız haksızlıkların büyüklüğüyle ölçmekten vazgeçmelisiniz. Çölü geçmiş olabilirsiniz, fırtınaları göğüslemiş olabilirsiniz; fakat yüzünüzü okyanusa dönme vaktiniz geldiğinde, sırf kum kokusuna alıştınız diye dalgaların serinliğinden kaçmamalısınız.
Bugün kendinize, yüklerinizi yere bırakma izni verin. Yıllardır sırtınızda taşıdığınız savunma mekanizmalarını, “Ben tek başıma da hallederim.” gururunu ve yalnızlığa olan o zoraki alışkanlığı bir kenara koyun.
Unutmayın: Çöle alışmış olmanız, okyanusu hak etmediğiniz anlamına gelmez. Kendi maviliğinize adım atmaktan ve hak ettiğiniz dinginliği yaşamaktan korkmayın.

YORUMLAR