Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
LİYA
Yusuf Özbakır
Yusuf Özbakır

Bir Avuç Vicdan, Bir Dünya Zulüm

Bir köpek düşünün.

Dünyaya geldiğinde ne bir düşmanı vardı ne de nefret etmeyi öğrendiği bir topluluk. Karnı acıktığında yemek aradı, korktuğunda saklandı, sevildiğinde kuyruğunu salladı. Belki bir insanın peşine takıldı, belki günlerce aynı yerde onu bekledi. Çünkü köpekler, kendilerine yapılan kötülükleri anlamlandıramasalar da insanlara güvenmekten kolay kolay vazgeçmezler.

İnsan ise güvenmeyi de sevmeyi de zamanla bir hesaba dönüştürdü.

Şimdi o köpeklerden bazılarını düşünün. Yıllardır yaşadıkları yerde, kendilerine yemek veren insanların ayak seslerini tanıyan, belki bir öğrencinin bütün gününü güzelleştiren, belki de yalnızca bir ağacın gölgesinde uyuyan hayvanlar… Bir gece geliyor; araçlar, yabancı yüzler, gürültüler ve itirazlar birbirine karışıyor. Alıştıkları dünyadan koparılıyorlar. Nedenini bilmiyorlar. Kendilerini savunamıyorlar. Yalnızca korkuyorlar.

 

Peki, köpeğin günahı neydi?

İnsanoğlu, kendisinden güçsüz olanın karşısında ne kadar da cesurdur. Güçlüye karşı susar, güçsüzün karşısında sesini yükseltir. Haksızlığa uğradığında adalet arar, başkasının hakkı söz konusu olduğunda gerekçeler üretir. Kendi çıkarına dokunulduğunda dünyanın sonu gelmiş gibi davranır; bir başkasının hayatı değişirken önüne konulan evrakın altındaki imzayı yeterli bulur.

 

Savaşları biz çıkarırız. Ormanları biz yakar, denizleri biz kirletiriz. Birbirimizi para, makam ve iktidar uğruna harcarız. Çocukların geleceğini çalar, insanların emeğini sömürür, kendi yarattığımız kötülükleri meşrulaştıracak kelimeler buluruz. Sonra dönüp bir köpeğin varlığından rahatsız oluruz.

 

Ne büyük medeniyet!

 

Bir köpek, çıkarı uğruna başka bir canlının hayatını mahvetmek için planlar kurmaz. Bir kedi, güçsüz gördüğü bir başkasının hakkını elinden almak için makam arayışına girmez. Elbette hayvanların da doğalarından kaynaklanan davranışları ve zarar verebildikleri durumlar vardır. Mesele onları kusursuz ilan etmek değil; kendisini aklın ve vicdanın sahibi sayan insanın, kendi kötülükleriyle yüzleşmekten bu kadar kaçmasıdır.

 

İnsan, kendisini savunamayacak bir canlının karşısında haklı olmayı ne kadar kolay başarıyor.

Bir üniversite düşünün. Bilginin, aklın ve sorgulamanın yeşermesi gereken bir yer. Bir köşesinde öğrencilerin emek vererek baktığı hayvanlar yaşıyor. Birileri onları besliyor, tedavi ettiriyor, yaşamaları için uğraşıyor. Belki bir öğrenci, bütün günün yorgunluğunu o köpeğin başını okşayarak unutuyor. Belki o köpek de kendisine uzatılan eli, insanlığın hâlâ bütünüyle kaybolmadığının bir işareti sayıyor.

 

Sonra bir gece geliyor.

Birileri kararlar alıyor, gerekçeler sıralıyor, bir düzenin gerekliliğinden söz ediyor. O kararların ortasında ise en basit soru kayboluyor: Peki, o hayvanlar ne olacak?

 

Bir canlının hayatını değiştiren kararlar alınabilir. Güvenlik önlemleri de gerekir, sorunlar da çözülebilir. Fakat bir hayvanı bulunduğu yerden götürmek, onun hayatına dair sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Nereye götürüldüğü, nasıl yaşayacağı, bakımını kimin üstleneceği bilinmelidir. Bir canlının hayatı, birkaç resmî cümlenin arasına sıkıştırılıp geçiştirilemez.

 

Bir kamyonun kasasına yalnızca hayvanlar yüklenmez bazen. İnsanların yıllarca verdiği emek, kurduğu bağ ve bir canlının alıştığı dünya da oraya sığdırılmaya çalışılır.

Sonra adına düzen denir.

 

Oysa bir düzenin ne kadar medeni olduğunu anlamak için yalnızca binalarına, yollarına ve başarılarına bakılmaz. Kendini savunamayan canlılara nasıl davrandığına da bakılır.

Toplumsal çürüme, her zaman büyük skandallarla ortaya çıkmaz. Bazen bir toplumun ne hâle geldiğini, hiçbir karşılık beklemeden sevgi gösteren bir canlıya nasıl davrandığı anlatır.

Herkesin hayvan sevmesini beklemiyorum. Herkesin evinde bir köpek beslemesini, her kediyi kucağına almasını da beklemiyorum. Fakat bir canlının hayatına saygı duymak için onu sevmek zorunda değilsiniz. Korkuyorsanız mesafenizi koruyabilirsiniz. Bir sorun varsa çözüm arayabilirsiniz. Ancak karşınızdakinin bir eşya değil, yaşayan bir varlık olduğunu unutmamak zorundasınız.

 

Merhamet, yalnızca sevdiklerimize gösterdiğimiz bir ayrıcalık değildir. Asıl anlamını, sevmediğimizin de acısını önemseyebildiğimizde kazanır.

 

Bugün sesi çıkmayanın hakkını savunmazsak yarın kendi sesimiz duyulmadığında kapımızı çalacak kimse bulamayabiliriz. Çünkü adaleti yalnızca kendisine dokunduğunda hatırlayan, başkasının acısını kendi rahatına engel gördüğünde görmezden gelen bir toplumda hiç kimsenin güvencesi yoktur.

Bir köpeğin korkusunu anlamak için büyük laflara, akademik unvanlara veya uzun toplantılara ihtiyaç yok. Biraz vicdan yeter.

 

Bir köpek düşünün.

O gece neler yaşandığını bilmiyor. Hangi kararın nerede alındığını, kimin hangi gerekçeyi öne sürdüğünü, hangi makamın neye yetkisi olduğunu bilmiyor. Yalnızca korkuyor. Belki kendisini yıllardır besleyen birini arıyor. Belki birazdan her şeyin eskisi gibi olacağını sanıyor.

 

İnsanlar ise konuşuyor. Herkesin bir gerekçesi, bir açıklaması, kendisini haklı çıkaracak bir cümlesi var.

Ama o köpeğin günahı neydi?

 

Hiçbir şey. Belki de yalnızca kendisini savunamayacak kadar masum olmasıydı.

Bir gün hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz. Ardımızda makamlar, imzalar, unvanlar ve başarı hikâyeleri kalacak. Bir de dokunduğumuz hayatlar… Bizi yalnızca yaptıklarımızla değil, gücümüz yettiği hâlde yapmadıklarımızla da hatırlayacaklar.

 

Belki insanlığın yeniden öğrenmesi gereken soru budur:

Bir şeyi yapabiliyorum. Peki, yapmaya hakkım var mı?

 

İnsanlık, yüzyıllardır toprağa kibir ekiyor; sonra merhametin neden yeşermediğine şaşırıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

$EsenHaber = is_array($EsenHaber ?? null) ? $EsenHaber : array();