1973 – 1980 YILLARINDA IZMİR’İN EFSANE BELEDİYE BAŞKANI İHSAN ALYANAK.
Hey gidi günler hey…
İzmir’in 8 bin 500 yıllık geçmişini yazmaya kalksanız, kütüphaneler yetmez, ciltler birbirine karışır. Her taşın altında bir medeniyet, her sokağında ayrı bir hikâye saklıdır bu şehrin. Ama bugün benim derdim ne Smyrna’nın antik çağları ne de Roma’nın görkemli günleri…
Ben, hafızamızda hâlâ yaşayan o yakın tarihten söz etmek istiyorum. İzmir’in sokaklarına yalnızca asfalt değil, biraz da karakter döşeyen adamlardan birinden: İhsan Alyanak’tan!
Namıdiğer Boksör İhsan…
Hani şu, belediye başkanlığını makam odasında oturmak sanmayan; şehrin derdini dosyalardan değil, sokağın içinden okumaya çalışan, kendine has üslubuyla İzmir tarihine adını yazdıran adam…
1973’te belediye başkanı seçildi, 1980 darbesine kadar görev yaptı. Bugün geriye dönüp baktığımızda Konak Meydanı’ndan katlı otoparka, ulaşım düzenlemelerinden sosyal konutlara, halkın ucuz ürüne ulaşmasını sağlayan tanzim satışlara kadar pek çok hizmetin izini onun döneminde görüyoruz.
Ama gelin görün ki, İhsan Alyanak’ı yalnızca yaptığı işlerle anlatmak, İzmir’e biraz haksızlık olur.
Çünkü bazı insanlar vardır; ne yaptıkları kadar, nasıl yaptıklarıyla da hatırlanırlar.
Cadillac’tan inen belediye başkanı!
Şimdi gözünüzün önüne getirin…
İzmir’in yolları bugünkü kadar kalabalık değil ama şehrin sorunları yine şehrin kendisi kadar eski. Bir tarafta yol meselesi, öbür tarafta trafik, bir başka tarafta işini ağırdan alanlar…
Ve sahneye o dönemin heybetli Amerikan otomobiliyle Boksör İhsan çıkıyor!
Şimdiki belediye başkanlarını düşünün; korumalar, programlar, toplantılar, randevular… O günlerin İhsan Alyanak’ı ise anlatılanlara göre kimi zaman makam otomobilinden inip meselenin tam ortasına dalan bir başkan.
Öyle uzaktan bakıp, “Arkadaşlar, bu konuyla ilgilenelim,” deyip geçmek yok!
İşin içine giriyor, soruyor, sorguluyor; bazen de kendine özgü sert mizacını ortaya koyuyor.
Zaten lakabı boşuna Boksör İhsan değil. Gençliğinde ringlerde ter dökmüş, boksla ilgilenmiş bir adamdan söz ediyoruz.
Şimdi, burada bir parantez açalım: O meşhur yumruk hikâyelerinin hangisi yaşanmış bir olay, hangisi yıllar içinde büyüyerek şehir efsanesine dönüşmüş, her birini ayrı ayrı belgelemek kolay değil. Ama belli ki bu hikâyeler, onun sert mizacını anlatan İzmir folklorunun da bir parçası olmuş.
Rivayet o ki, beğenmediği bir manzarayla karşılaştığında Cadillac’ın kapısı açılır, Boksör İhsan inerdi. Sonrasında ne mi olurdu?
Eh, gerisini anlatan anlatana…
İzmirlinin mizahı da kuvvetlidir, hafızası da. Bir olay ondan bir hikâye çıkarır, bir hikâye zamanla efsaneye dönüşür.
Tabii bugünün hukuk ve yönetim anlayışıyla baktığımızda, yumrukla iş çözmenin savunulacak tarafı yok. Belediye başkanının gücü yumruğunda değil, adaletinde olmalı. Fakat o dönemin insanlarını ve şehir kültürünü anlamak için de onların hikâyelerini, bütün renkleriyle dinlemek gerekir.
Bir duvar yıkıldı, İzmir’in önü açıldı!
İhsan Alyanak’ın cesaretini anlatan en meşhur olaylardan biri, Alsancak’taki İngiliz kilisesi ve konsolosluk çevresindeki duvarın yol açmak amacıyla yıktırılmasıdır. Bu müdahalenin diplomatik yankılarının bile olduğu aktarılır.
Düşünün; karşınızda yabancı bir ülkenin temsilciliğiyle bağlantılı bir yapı var. Öte yanda, açılması gerektiğine inandığınız bir yol…
Bugün olsa kaç toplantı yapılır, kaç rapor hazırlanır, kaç kurumdan görüş alınır, kaç yazı yazılır?
O günün İhsan Alyanak’ı ise kentin önünü açmak için cesur adımlar atmasıyla hatırlanıyor.
İşte bu yüzden onu anlatırken yalnızca “sert adamdı” deyip geçemeyiz. O sertliğin arkasında, İzmir’in ulaşımını ve kent yaşamını değiştirme iddiası da vardı.
Altınyol’u düşünün mesela…
Bugün Karşıyaka ile Alsancak arasındaki ulaşımın önemli güzergâhlarından biri olan bu aksı kullanan kaç kişi, kentin bu hâle gelmesinde geçmişte verilen mücadeleleri hatırlar? Kaçımız, direksiyon başında bir an önce gideceğimiz yere ulaşmaya çalışırken, o yolların hangi tartışmalarla, hangi kararlarla açıldığını düşünür?
Yol dediğiniz yalnızca asfalt değildir. Bazen bir şehrin geleceğe doğru attığı imzadır.
İhsan Alyanak’ın döneminde gerçekleştirilen cadde ve kavşak düzenlemeleri, Konak’taki projeler ve ulaşım yatırımları da bu açıdan okunmalı.
“Çalmadım, çaldırmadım…”
Bir de işin başka bir tarafı var.
İhsan Alyanak denince akla gelen sözlerden biri, dürüstlük ve kamu malına sahip çıkma anlayışını anlatan o meşhur ifade: “Çalmadım, çaldırmadım, çaldırmayacağım.”
Bir belediye başkanının en büyük sermayesi nedir?
Ne makam arabasıdır ne koltuğu ne de arkasında sıralanan kalabalıklar…
Güvendir!
İnsanlar, yöneticinin kendileri için çalıştığına inanıyorsa o yönetici yıllar sonra da hatırlanır. Aradan onlarca yıl geçer; projelerin bir kısmı değişir, yollar genişler, binalar yenilenir. Ama insanların zihninde bir cümle, bir tavır, bir karakter kalır.
Alyanak’ın bugün hâlâ konuşulmasının nedenlerinden biri de bu güven duygusudur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geçmişe ilişkin yayınlarında onun dürüstlüğü, cesareti ve halkla iç içe oluşu özellikle vurgulanır.
Elbette geçmişi anlatırken kimseyi kusursuzlaştırmaya gerek yok. Her dönemin eksikleri, her yöneticinin hataları vardır. Ancak bazı isimlerin şehir hafızasında neden özel bir yer tuttuğunu anlamak için yaptıklarına ve bıraktıkları izlere bakmak yeterlidir.
Peki, bugün Boksör İhsan olsa ne yapardı?
İşte asıl soru bu!
Bir günlüğüne İhsan Alyanak’ın o meşhur Cadillac’ına binip İzmir sokaklarında dolaştığını hayal edin.
Kemeraltı’na uğrasa ne görürdü? Trafiğe çıksa ne söylerdi? Kaldırımlardaki işgalleri, düzensiz parkları, bitmeyen yol çalışmalarını, bir türlü çözülemeyen kent sorunlarını görse nasıl tepki verirdi?
Acaba o meşhur kapı yine açılır mıydı?
Bence bugün yumruk atacağına, önce bir basın toplantısı düzenlerdi. Sonra da önüne dosyaları koyup herkese tek tek sorular sorardı!
Gerçi, İzmir’in bugünkü trafiğini görünce o Cadillac’ın içinde ne kadar sakin kalabilirdi, orası da ayrı mesele!
Şaka bir yana, mesele eski başkanların sertliğini özlemek değil. Mesele, kent yöneticilerinin şehre karşı duyduğu sorumluluğu, kararlılığı ve hesap verme cesaretini yeniden düşünmek.
Çünkü İzmir’in ihtiyacı yalnızca yol yapan, proje açıklayan, kurdele kesen yöneticiler değil; yaptığı işin arkasında duran, sorunların üzerine giden ve halkın güvenini kazanabilen yöneticiler.
Hey gidi günler hey…
İhsan Alyanak, 3 Mart 2008’de aramızdan ayrıldı. Fakat bazı insanlar vardır; gittikten sonra da yaşadıkları şehrin hikâyesinde dolaşmaya devam ederler.
Bir vapurda, bir mahallede, eski bir fotoğrafta, babaların çocuklarına anlattığı bir anıda…
Bazen de Altınyol’da, bir trafik sıkışıklığının ortasında, insanın aklına ansızın düşüverirler.
İşte o zaman kendi kendinize gülümsersiniz:
“Ulan, şimdi Boksör İhsan burada olacaktı ki!”
Belki de bu cümlenin içinde hem özlem hem hayranlık hem de biraz İzmirli muzipliği vardır.
Benim için İhsan Alyanak’ın hikâyesi, bir belediye başkanının biyografisinden fazlası. Bir dönemin İzmir’ini, insanlarını, cesaretini, sertliğini ve kendine özgü mizahını anlatan bir şehir masalı.
Yumruğunu değil, kente bıraktığı izi hatırlayalım. Cadillac’ını değil, İzmir’in yollarında bıraktığı hizmetleri konuşalım. Sertliğini anlatırken adaleti, cesaretini anlatırken sorumluluğu unutmayalım.
Ve bir kez daha söyleyelim:
Hey gidi günler hey…
İzmir’in eski şehreminlerinden, Boksör İhsan’dan geriye yalnızca anılar değil, bugün bile tartışmaya değer bir belediyecilik hikâyesi kaldı.
Ruhun şad olsun İhsan Alyanak.
İzmir seni hâlâ anlatıyor, Koca Reis!


YORUMLAR