Sanat, emek ve Anadolu’nun eşsiz mirası…
Bir şehrin gerçek zenginliği, yalnızca sahip olduğu tarihi eserlerle değil, kültürünü yaşatan, sanatına sahip çıkan ve geçmişini geleceğe taşıyan insanlarıyla ölçülür.
Sonbaharın Ege’ye en çok yakıştığı günlerde İzmir, bir kez daha kültürün ve sanatın buluşma noktası oldu.
24 Ekim-1 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen Türkiye Kültür Yolu Festivali, dokuz gün boyunca İzmir’in dört bir yanında sanatın, kültürün ve geleneklerin coşkusunu yaşattı.
İzmir’in sokaklarından meydanlarına, kültür merkezlerinden tarihi mekânlarına kadar uzanan bu büyük organizasyon, kenti adeta açık hava sahnesine dönüştürdü.
Ancak benim için bu festivalin en değerli yönlerinden biri, yalnızca konserler, gösteriler ve sergiler değildi. Anadolu’nun yüzyıllardır yaşattığı kültürel değerlerin aynı çatı altında buluşmasıydı.
Swissôtel Büyük Efes İzmir’de karşılaştığımız Yağcıbedir halıları ve Bonsai sanatı bunun en güzel örneklerindendi.
Balıkesir’in Sındırgı ilçesinden gelen Yağcıbedir Halıcılar Derneği’nin geleneksel dokuma kültürünü tanıtması, Anadolu’nun ilmek ilmek işlenmiş hafızasını gözler önüne seriyordu. Bonsai Derneği’nin çalışmaları ise doğanın sabır, emek ve estetikle nasıl sanata dönüşebileceğini anlatıyordu.
Düşündüm de… Bir halının her ilmeğinde bir geçmiş, bir Bonsai ağacının her dalında yılların emeği saklı.
İşte kültür dediğimiz şey tam da budur. Emek vermek, sabretmek, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak.
Bugün geleneksel el sanatlarımızı yaşatmaya çalışan ustalarımızın, derneklerimizin ve gönüllülerimizin kıymetini bilmek zorundayız. Çünkü sahip çıkılmayan her değer, zaman içerisinde kaybolmaya mahkûmdur.
İzmir’deki festival, bu açıdan yalnızca bir etkinlik değil, kültürel mirasımıza sahip çıkmanın da önemli bir göstergesiydi.
Ege mutfağının zenginliği de festivalin ayrı bir güzelliğiydi. Zeytinyağlılardan şevketibostana, arapsaçından cibez otuna, deniz börülcesinden kabak çiçeği dolmasına kadar uzanan lezzetler, İzmir’in gastronomi kültürünü bir kez daha ön plana çıkardı.
Boyoz, gevrek, kumru, söğüş ve şambali ise bu kentin kimliğinin ayrılmaz parçaları olarak sofralardaki yerini aldı.
Gastronomi de bir kültürdür. Bir yemeğin tarifinde, bir sofranın etrafında kurulan dostlukta, bir annenin mutfağında yaşatılan gelenekte geçmişimizin izleri vardır.
Gündoğdu Meydanı’ndaki konserler, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri, FotoMaraton, çocuk programları ve sanat atölyeleri ise festivalin her yaştan insana ulaşmasını sağladı.
Sanatın insanları bir araya getiren gücünü görmek gerçekten güzeldi.
EMEĞİ GÖRMEK, EMEĞE DEĞER VERMEK GEREKİR
Böylesine büyük organizasyonlar yalnızca sahnelerde görünen sanatçılardan ibaret değildir. Perde arkasında çalışan, planlayan, koşturan, çözüm üreten ve her ayrıntıyla ilgilenen çok sayıda insan vardır.
Bu noktada Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy’un kültür ve sanatın ülke genelinde yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarını, Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğümüzün katkılarını ve İzmir Valiliğimizin desteğini özellikle vurgulamak isterim.
İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürümüz Sayın Dr. Sadık Doğruer’in festival boyunca sergilediği çalışma anlayışı da ayrıca takdire değerdi.
Gece gündüz demeden her ayrıntıyla ilgilenmesi, katılımcıları dinlemesi, samimi iletişimi ve çözüm odaklı yaklaşımı, bir organizasyonun başarısında insan faktörünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Kendisine ve emeği geçen bütün ekibine teşekkür ediyorum.
Kültüre, sanata ve Anadolu’nun yaşayan mirasına değer veren başta Sayın Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy olmak üzere Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğümüze, İzmir Valiliğimize, Sayın Dr. Sadık Doğruer’e, sanatçılarımıza, derneklerimize ve tüm emeği geçenlere gönülden teşekkürler.
KÜLTÜRÜ YAŞATMAK, GELECEĞE SAHİP ÇIKMAKTIR
Bir festival dokuz gün sürer, sahneler kapanır, ışıklar söner, kalabalıklar dağılır. Peki geriye ne kalır?
Bence asıl mesele tam da burada başlıyor.
Geriye kurulan dostluklar, tanıtılan yerel değerler, hatırlanan gelenekler ve gelecek kuşaklara aktarılacak kültürel birikim kalmalıdır.
Bir Yağcıbedir halısının ilmeklerinde, bir bonsai ağacının sabırla şekillenen dallarında, Ege’nin yöresel lezzetlerinde ve sanatçının sahnede bıraktığı izde aynı ortak değer saklıdır: Kültür.
Kültür, bir toplumun hafızasıdır. Hafızasını kaybeden toplum, geleceğini de sağlam temeller üzerine kuramaz.
Bu nedenle kültür ve sanat etkinliklerini yalnızca eğlence veya tanıtım organizasyonu olarak görmemeliyiz. Onlar, geçmişle gelecek arasında kurulan köprülerdir.
İzmir, dokuz gün boyunca bu köprünün ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi.
Dileğim, bu tür organizasyonların artarak devam etmesi, Anadolu’nun saklı kalmış değerlerinin daha fazla tanıtılması ve kültürümüzü yaşatan insanların hak ettiği değeri görmesidir.
Çünkü sanatın dili evrenseldir ama kökleri yaşadığı topraklardadır.
Kültür yaşarsa geçmiş yaşar, geçmiş yaşarsa gelecek anlam kazanır.
İzmir’e yakışan kültürle, sanatla ve kardeşlikle dolu nice buluşmalarda yeniden bir araya gelmek dileğiyle…


YORUMLAR